|
|
|
| Diyanet İşleri Başkanlığına Ankara Konu : Dini bir uygulamanın “Tanrı buyruğu” olup olmadığını anlamak için yapılabilecek iki kademeli test. YARARLILIK ŞARTI Sizden yapılması istenen bir dini uygulama Kur’an-ı Kerimde açıkça belirtmemişse ve din adamlarının yorumlarına göre hareket etmek zorunda kaldığınızda istenenin insan uydurması mı? Allah buyruğu mudur? olduğunu anlamanız için yapmanız gereken en önemli test, “Yararlılık Şartıdır” Allah’ın insanlardan yapmasını istediği şeylerde insana Yararlılık Şartı vardır. Namaz : Eklemlerin çalışmasını kireçlenmeyi önler, Oruç : Sindirim sistemi ve vücudumuzun dinlenmesini sağlar, Abdest : Temizliği sağlar vb. bunlar, insanlara yararı ispatlanmış, beden ve ruh için faydalı ödevlerdir. 1970’li yıllardan sonra uygulanmaya başlanan rahibe tarzı örtünme tarzı olan türban konusunda, o dönemdeki din adamları ve doktorlarımız tarafından Yararlılık Şartı yeterince irdelenmediği için bugün yüz binlerce kadınımız ciddi derecede sağlık sorunuyla karşı karşıyadır! Yaklaşık otuz senedir Tanrı Buyruğu diye uygulattırılan, türban denen kadınların başını ve vücudunu yere kadar örten örtünme uygulaması sonucu; - Güneş ışınlarından yeterince yararlanamayan kadınlarımızda genç yaşlardan itibaren ciddi derecede kemik erimesi, - Başörtüsü yerine rahibe tarzı örtünen ve yine rahibeler gibi türbanlarının içine sıkı sıkıya başlarına yapışık bir tür bere kullanan hanımlarda ciddi derecede saç dökülmesi görülmektedir. (Nörologlar, bu şekilde sarılmış başın çalışmasında meydana gelen değişiklikleri acilen ölçümlemeli) Soru-1: Bu bilimsel sonuçlardan sonra, ülkemizde uygulanan ve "Yararlılık Şartını" sağlamayan türban kullanımının bu şekliyle Allah buyruğu olma ihtimali yoktur diyebilir miyiz? Rahibelerle ilgili benzetmemden dolayı eminim ki, tepki gösterenler olacak. Ama, şöyle düşelim; - Yabancılardan izin almadan 1 YTL’sini harcayamayan, - Yabancılardan izin almadan kanunlarını hazırlayamayan/suçlularını cezalandıramayan, - Yabancılardan izin almadan yurt dışına çıkamayan, - Yabancılardan izin almadan dışardan mal alamayan, dışarıya mal satamayan, - Yabancılardan izin almadan tarlasına ekeceği tohumu belirleyemeyen, bir millet kendi dinini ne kadar yaşayabilir ki? Kendi dinini yaşayabildiğine inanmak, gerçekçi olabilir mi? (Irak’a getirilen demokrasiyle, ülkemize getirildiği söylenen demokrasi arasında bir fark var mıdır?) EVRENSELLİK/ÇELİŞKİSİZLİK ŞARTI Bir şeyin evrensel olması demek dünyanın her yanında aynı sonucu vermesi demektir. Mesela, matematik evrenseldir. Çünkü, 2+2 = 4 dünyanın her yerinde aynıdır. Çok tanrılı dinler döneminin tek tanrılı dinler dönemine göre en büyük dezavantajı, bir konuda her tanrıdan farklı cevapların gelmesi sonucu toplumlarda kargaşa yaşanıyordu. Tek tanrılı dinin en önemli özelliği Tek Cevap olmasıdır. Zaten mantık olarak ta Tek Tanrı ve Tek Kitap varsa cevapta tek olmalıdır. Ama bir konuda birden fazla cevap varsa tek tanrılı din, çok tanrılı din gibi yaşanıyor olacaktır. İftar vakti sorusunda, türban konusunda, kurban konusunda olduğu gibi çok cevaplılık olduğundan ne yazık ki ülkemizde hala çok tanrılı dinler dönemi yaşanmaktadır. Sonuç olarak, insanlık çok tanrılı dönemden tek tanrılı döneme değil, görünen tanrılar döneminden görünmez tanrılar devrine geçmiş durumdadır diyebiliriz. Türk halkı ekonomik krizler ve batık bankalarla ekonomik olarak soyulduğu gibi inanç sisteminde de manevi olarak soyulmaktadır. Kur’an-ı Kerimde bu çelişkili durum tabii ki anlatılmıştı. “Kur’an-ı iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başka birinin katından gelseydi, elbette ki onun içinde bir çok ihtilaf bulacaklardı.” (Nisa, 82) deniyor. Büyük ihtimalle “Meallerde çelişkileri yaşamamız normal.” Diyenler olacaktır. Ama ne yazık ki Arap ülkelerinde de devlet başkanlarının/eşlerinin giyiminden başlayarak, bayram günü belirleme dahil bir çok konuda çelişkili durum söz konusu. Kısaca, din alimleri dahil kimse Kur’an’ı iyice okuyup düşünmediler/düşünmüyorlar. Bu yüzdende ne biz ne de Araplar kargaşadan kurtulamıyoruz.” Hep aynı Allah ve aynı Kur’an eğitimini yıllarca alan din alimlerinin, televizyon programlarında kendi aralarında tartışması ve ortak karara varamayışları, halkın kafasını karıştırmaktadır. Din alimi dediğimiz kişilerin aralarında anlaşamadığı durumda halkın durumunu siz düşünün. Bunun devamında kafası karışmış vatandaşlar yakınındaki din görevlilerine aynı konuyu soruyor, kafası daha da karışıyor. Şimdi siz tek tanrılı din döneminde yaşıyor diyebilir misiniz? Din adamlarının ortak karar verememesi, kendi aralarında ihtilafa düşmesi aslında; “Vallahi gördüğünüz gibi, bizde kendi aramızda karar veremedik! Herkes kendi başının çaresine baksın” demek gibi oluyor, aslında. Şeriat, Kur’an-ı Kerime göre bir dini yönetim şekli olabilir. Ama mevcut din adamlarının Kur’an-ı Kerime bu çelişkili yorumlarıyla gerçekleşmesi mümkün olmayan bir yönetim şekli olarak gözükmektedir. Soru 2 : Ülkemizdeki meallerdeki farklılıklarla ilgili bir soruma verdiğiniz cevapta, “Bu açıdan bakınca Kur'an-ı Kerim gibi mucize bir kelamın bir başka dile eşdeğer bir ifadeyle çevrilmesi imkansızdır. Dolayısıyla bir Kur'an-ı Kerim tercümesi, ne kadar mükemmel olursa olsun, yine de yetersiz kalır.“ demiştiniz. “Bir yazı tam olarak çevrilemiyorsa, tam olarak anlaşılamıyor dolayısıyla tam olarak uygulanamıyor” demektir. Bu durum ise, “Allah’tan başka birinin katından gelseydi, elbette ki onun içinde bir çok ihtilaf bulacaklardı.” ayetine göre, çelişkili olan tüm uygulamaları yukarıdaki yararlılık ve evrensellik testinden geçirmemiz gerekmez mi? Çelişkili olan bütün dini uygulamaları şüphede bırakmaz mı? Sevgilerimle... Aydın TÜRKGÜCÜ Diğer Basın Bültenlerim |