|
|
|
|
Çözülebilen
Sistemler, Kopyalanabilir ve Yönetilebilir Olurlar Beynin bazı kısımlarını
başka yere kopyalamak, üzerinde işlemler yapıp geri vermek, sonra
yeni duruma göre tepkileri alıp değerlendirmeleri yapıp yeniden
eski beynini geriye kopyalamak. Bunun için de beynin bilgi depolama
sisteminin çözülüp sonra beş duyu üzerinden sanal bedenler oluşturulup
beyni beş duyu olmadan varmış gibi yönetmek mümkün müydü?
Cevap: Çalışma sistemi çözülen tüm sistemler eninde sonunda
kopyalanabilir ve üzerinde işlem yapılabilir ve yönetilirler; Zaten bugün
itibariyle beynin uyarı
merkezleri ve onları uyarma şekilleri bulunduğu gibi onların
bilgileri depolama sistemleri de bulunduğunda bu çalışma sistemi
kopyalanabilir olacaktır. Böylece beyindeki istenen bir bölüm alınıp
bir bilgisayar sisteminde saklanabilecek hatta üzerinde işlemler bile yapılabilecek,
sonra tekrar beyne yüklenebilecektir. Bunu bir örnekle açıklamak
istiyorum : Örnek: Herhangi bir görüntüyü
fotoğraf makinesi aracılığı ile fotoğraf kağıdının üzerinde
uzun bir süre depolayabiliyoruz. Bu fotoğraf üzerinde değişiklik
yapmak istediğimizde resme zarar vermeden ve yapılanın anlaşılmadan
yapılması çok zordur. Hele önemli değişiklikler kesin anlaşılacaktır.
Oysa aynı resmi scanner ya da bilgisayara bağlanan fotoğraf
makinesi aracılığı ile bilgisayara aktarabilirseniz resminize
programlar aracılığı ile her türlü değişikliği
yapabilir tekrar bastırdığınızda da kimse anlamaz. Buradaki olay
görüntünün depolama tekniğinin çözümlenmiş olmasından dolayı
bilgisayara kopyalanıp üzerinde değişiklikler yapılıp tekrar
geri gönderilmesidir. (Görüntü sıfır ve bir’lere dönüştürülüp
üzerinde işlemler yapılıp, sonra tekrar sıfır ve birlerden görüntüye
dönüştürülmektedir.) Bugünkü
bilgisayar sistemleri ikili sayı sistemiyle çalıştıklarından
kapasite ve yetenekleri sınırlıdır. Bu durumu gidermek için
gelecek yıllarda bilgisayar işlemcilerinde canlı mikroorganizmalar
kullanılacaktır. (*) Bilgisayarın
temelinde bir kutuya bir bilgi konup sonra onun okunması, değiştirilmesi
ve silinmesi özellikleri
aranmaktadır. Bilgisayardaki bilgileri saklayan kutulardan sadece
birini ele alalım. Bu kutu içinde 1 veya 0 bilgisini saklamaktadır.
(Ya doludur ya boştur) Dolayısıyla bir kutuda bir bilgi
saklanmaktadır. Bu tıpkı
bir kablo üzerinden sadece iki telefonun karşılıklı haberleşmesine
benzer. (Şekil-1) Oysa aynı
kabloya bir santral bağlar ve her telefona ayrı bir frekans bandı
ayarlarsanız aynı hat üzerinden binlerce, milyonlarca kişiyi görüştürebilirsiniz.
(Şekil-2)
Hatta fiber optik kablo aracılığı ile sinyalleri ışık aracılığıyla
daha hızlı ve daha verimli iletebilirsiniz. Dolayısıyla
bilgisayardaki bilgi saklanan kutunun durumu da tek hattan sadece iki
telefonunun görüşmesi gibi ilkel bir sistemdir.
A4)
B4
(*)
Basit Hücreler “RNA’dan oluşan ilk kırmızı hücreler büyük
ihtimalle modern prokaryotlara (örneğin bakterilere) benziyorlardı.
Hem eski hem de modern prokaryotlarda çekirdek yok; genetik bir
malzemeye sahip değiller.“ “
Çok eski zannettiğimiz dinozorlar bile aslında çok yeni. Çünkü
Prekambriyan dönem, yaşamın miniminnacık olduğu bir devir. O sıralarda
yaşayan varlıklar mikroskobik boyuttaydı. Ancak küçük olduklarına
bakmayın: Modern dünya daki tüm yaşam biçimleri onlardan türedi.
Genlerimizin taşıyıcısı DNA’yı, vücudumuzdaki proteinleri, tüm
temel molekülleri, yani yaşayan bir hücrenin vazgeçilmez öğelerini
onlar geliştirdi. Güneş ışınlarını yiyeceğe dönüştürme yöntemlerini
onlar buldu. Yaşamak için vazgeçilmez olan oksijenin yükselmesini
onlar sağladı. Hatta seksi bile onlar yarattı..... Harvard
Üniversitesinde paleobiyolog olarak çalışan Andy Knoll durumu şöyle
açıklıyor. “Bugün yaşayan Her şeyin atası, bildiğimiz
bakteri. Hep maymunlardan geldiğimizi düşündük. Ama hücrelerimiz
aslında bakteri dünyasından geliyor!” Hürriyet Pazar 8 Mart 1988. (Atalarımız
Mikrop) Fakat
buradaki temel problem şu anda kullanılan kutunun telefon hattındaki
gibi frekans dağılımına müsaade etmemesidir. Bunun sonucunda
ikili sayı sistemine bağımlı kalınmıştır.
Bunu gidermek için bilgilerin canlı organizmalar üzerinde
saklanması gerekmektedir. Bunun çalışma
prensibi de şöyle olacaktır. Bu organizmalar kendilerine gelen
ışığın frekansına bağlı olarak ışık vermektedirler. Yani 1
desibellik bir ışık aldıklarında kırmızı renk verirken 2 için
mavi, 3 için sarı, 4 için yeşil renk verdiklerini düşündüğümüzde
ortaya 4 tabanlı sayı sistemi çıkacaktır. Bunu 7 renk için düzenlediğimizde
7 tabanlı sayı sistemine ulaşılacaktır. Burada önemli olan canlı
organizmaların bilgi kutucukları olarak birbirinden izole
edilebilmeleri ve gönderilen ışık seviyelerini üzerlerinde
saklayabilmeleri sonrada bunun okunabilmesidir.(*) Kısaca 1 kutunun
çalışma prensibi de şöyle olacaktır. Kutuya 1,2,3,4,5,6,7 ışık
seviyeleri gönderildiğinde hepsi 1 olacak, 1,2,5,7 seviyeleri gönderildiğinde
1,2,5,7 için 1 olurken 3,4,6 seviyeleri için 0 cevapları alınacaktır.
Böylece 1 kutu yediye bölünecektir. Bu tıpkı bir katlı ev ile
yedi katlı apartmana benzer. Tek katlı bir ev için zile bastığınızda
içerden ses gelirse evdedirler, gelmezse evde değildirler. Aynı
evin yerine 7 katlı apartman inşa ederseniz. Bu sefer kapıda
7 tane zil olacaktır. Bu durumda evin değil evlerin durumu söz
konusu olacaktır. Ve siz 7 zile basıp ona göre evdekilerin durumunu
öğrenirsiniz. Ve 1 evlik yere 7 ev sığdırıp 7 farklı aileyi barındırabilirsiniz.
Aslında oluşturulan bu sistem yedili sayı sistemi değildir. Çünkü
bunun temeli yine ikili sayı sistemidir. 7 evi düşünelim zile basılan
ev kapıyı açarsa birdir, açmıyorsa sıfırdır. Burada yapılan
2’li sayı sisteminin 7’li sistemde kullanılmasıdır. (7’li
sayı sisteminin 7’li siteler halinde oluşturulması) --------------------- (*)
“Bunu açıklamak için kuarklara renk denen bir sıfat yakıştırılır.
Bunun normal olarak algıladığımız renklerle bir ilgisi olmağı
önemle belirtilmelidir, kuarklar görülebilir ışıkta görülmeyecek
kadar küçüktür. Bu düşünceye göre kuarklar kırmızı, yeşil
ve mavi renktedir. Kırmızı
ve anti kırmızı, yeşil ve anti yeşil ve mavi ve anti mavinin bir
karışımı olarak renksiz olmaları zorunludur. Kuarklar arasında güçlü
etkileşimlerin zayıf etkileşimi taşıyan parçacıklara oldukça
benzeyen ve gluonlar olarak adlandırılan Spin-1 parçacıkları ile
taşındığı kabul ediliyor. Gluonlar da renk taşırlar. “
(2! s.61) Beyaz tüm
renkleri içermektedir. Sinemanın
beyaz perdesini düşünelim; Projektörün önünden geçen fotoğraf
kareleri beyaz perdeye gönderildiğinde beyaz perde de hangi noktada
hangi renklerin aktif hale geleceğini belirler. Aslında bu belli bir
hızla çekim yapmış olan bir fotoğraf makinesi karelerinin ışık
ve perde aracılığıyla beyaz perde aracılığı ile geri döndürülmesi
ve beynimizin de gözümüz aracılığı ile aynı resimleri çekip
kaydetmesidir. Anlık olarak
beyaz perde üzerinden yazma ve
okuma işlemi yapılmaktadır.
Odamızı aydınlatan ampul de saniyede elli defa yanıp sönmektedir
ama biz onu devamlı yanıyormuş gibi görmekteyiz. “Bu ‘kızıl
ötesi köleliğin’ kuarkların niçin her zaman
renksiz bir bağıl durumda olduğunu açıklayacağı
umulmaktadır. Ama şimdilik kimse bunu gerçekten inandırıcı
bir biçimde gösterememiştir.” (2! s.62)
Yorumum: Renksiz ve bağıl
durumda bulunmasının nedeni üzerine ışık düşene kadar pasif
durumda bekler. Harddiskteki bilgi odaları da harddiskin okuma kafası
üzerinden geçene kadar sadece elektriksel bir değeri ifade eder.
Oysa kafa üzerindeyken aktif hale geçer ve ekranda bambaşka şeylere
dönüşür. Ekranda görüntü iken hücrelerinde elektriksel bir yapıdadırlar.
İşte dünyada uzayın içinde bir okuyucu kafa gibi dolaşmakta ve
sadece dünyanın bulunduğu noktadaki kuarklar görüntüye dönüşmekte,
sonra tekrar pasif kuarklara dönüşmektedirler. Dünya, uzay
harddiskinde kuarklar üzerinde insanın seçimleriyle belirlenmiş
bir rotada ışık hızıyla hareket eden bir okuma yazma kafasıdır.
Sanal ortamdaki insan bedeni, bilgisayar ekranındaki insan görüntüsü
gibi gidip gelecektir. Her gidiş gelişte ilgili karenin özelliklerine
göre beden tekrar oluşacaktır. İnsan
kalp atışlarının toplamı kadar kareden oluşan bir sanal varlıktır.
Yıldızlar ve güneşler harddiskin elektriksel olarak
beslenmesini, böylece kuarkların bilgileri saklayabilmesi için
gerekli enerjiyi sağlarlar. *
„Bu ‚kızıl ötesi köleliğin’
kuarkların niçin her zaman renksiz bir bağıl durumda olduğunu açıklayacağı
umulmaktadır.“ Ama şimdilik kimse bunu gerçekten inandırıcı
bir biçimde gösterememiştir.“ (KBDE.s.62) |