|
|
|
|
Fakir İnsanlar ; - Evindeki yoklukların sorumlusu olarak kendini görüyor; - Etraflarındaki alamadıkları veya hiç bir zaman alamayacaklarına inandıkları şeylere buruk buruk bakıyor, - Kendinin ve ailesinin her istediğini alamamanın burukluğunu yaşıyor, - Evdekilerin karnının doymasından mutlu oluyor, - Çevresindekiler için acaba benimle maddi çıkar için mi arkadaşlar diye düşünmüyor çünkü kimsenin ondan maddi çıkarı olamaz. - Eşlere bakımsızlıktan dolayı talep az olacağından kıskançlıkta az oluyor, - Fakirin yanında pahalılıktan ve yokluktan yakınmaya çekinirsin gururu incinmesin diye, - Çoğunluk, parası yok diye adam yerine koymazlar, - İş olmadığı için devamlı ailesinin yanında olmanın mutluluğu ve mutsuzluğunu, Zengin İnsanlar ; - Yüzlerce kişinin kazancını kazanınca mutlu olurlar, - Her istediğini almanın tatminsizliği yaşarlar, - Onları canı gibi seven insanlara bile acaba beni param içinmi seviyorlar diye bakarlar, - Bakımlı ve lüks yaşayan eşlere duyulan taleplerden kıskançlık tartışmaları yaşarlar, - Etraflarında paraları için dolaşan adam sürüsü vardır, - Yanında hayat pahalılığından yakınamazsın kendini acındırıyor sanmasın diye, - Devamlı işlerinden dolayı ailesinin yanında olamamanın mutsuzluğunu veya mutluluğunu yaşarlar, Günümüzden bir örnekle son vermek istiyorum ; Bugün TBMM meclisi gibi kutsal bir yerde milyonların geleceği için çalışması gereken insanların görevlerini kötüye kullanarak elde ettiği servetlerle (hepimizin ortak parasıyla) etrafta dolaşıp hava atan çocukları, akrabaları gün gelecek bunların utancını yaşamayacak hesabını vermeyecekler sanıyorsanız ve bu zavallılara bakıp sizde aldanıp ALLAH’tan şüphe ediyorsanız inanın siz de o makamlara gelseniz siz de yiyeceksiniz demektir. Bazılarında gördüğünüz gibi hepsi ölmüş veya hayattaki devlet kademesinde görevli akrabalarıyla beraber çalıp yedikleri bu insanların, yıllar sonra gururlu ve şerefli olup sadece akrabalık bağıyla bağlı olan insanların bile utanç içinde yaşamalarına sebep olacak, gelecekteki akrabalarının utanç, içinde yaşamalarına sebep olacak , gelecekteki akrabalarının utanç, Yüce TÜRK milletinin de lanetle anacağı zavallılar olacaklardır. Buna inanmamak demek ALLAH’ın adaletine inanmamak demektir. Görmüyor musunuz adamcağızlar iktidarı bırakmamak için her şeyi yapıyorlar çünkü iktidarda oldukları sürece güçlerinden dolayı kimse pisliklerinin üzerine gidemiyor. Bir de bunların çaldıklarıyla beslenen leş kargalarının da basında çıkıp da lehte konuşanlarını görünce tamam işte diyorum “leş kargası veya cahil ve kör bir adamcağız“ 02/04/95 - Yılbaşı veya bayramlarda birbirimize kart atıyoruz kullanılan ifadeler çoğunlukla şöyle. “ ..........nızı kutlar başarı, mutluluk ve sağlık dilerim vs. “Aslında düşünülürse karşımızdaki adam sanki bugüne kadar başarısız, mutsuz ve sağlıksız, bugüne kadar sayılan konularda başarısız olan bu adamcağıza bundan sonrası için başarılar diliyoruz. Doğrusu "......... nızı kutlar başarı ve mutluluğunuzun devamını dilerim vs." gibi olmalıdır. 07/04/92 - İnsan maddesel olarak herhangi bir şeyi YOK’tan var, VAR’dan yok etmediğine göre düşünsel olarak da olmayan bir şeyi YOK’tan var, VAR’dan yok edemeyiz. Kısaca olmayan bir şeyi düşünemez, hayal bile edemeyiz, düşünebildiğimiz her şey var demektir. 09/04/93 - Kandil günü Hacı Bayram Veli Hazretlerinin türbesine gittim, dua ettim. Dikkatimi çeken bir olay oldu orada sayıları 30-40 kadar dini eğitim gören öğrenci vardı. Bunların giyinişleri ve saç sakal durumları dikkatimi çekti. Sonra düşündüm aslında dinlerin hepsindeki ortak özellikleri ilginç buldum. (Müslüman, Musevi, Hıristiyan) 1. Din adamları uzun etekli ceketler giyiyorlar. 2. Başlarını bir şekilde kapatıyorlar. 3. Hepsi saç ve sakal bırakıyorlar. Burada en ilginci saç ve sakaldı. Çünkü vücudun bazı yerlerindeki kılların uzaması pislikten dolayı yasaklanmış durumda. Kıl zaten pis bir şey uzun saçlı ve sakallı bir insan ya etrafa kıl saçarak etrafı pisletecek ya da her gün zamanının belli bir bölümünü bu saç ve sakalının bakımı için ayırıp kırıkları vs. ayıklayıp temiz ve bakımlı olmasını sağlayacak. Bu da her gün ayrılan ve boşa geçen bir zaman demek değil mi? En önemlisi ALLAH’ın sevgisini hisseden insanın yüzü nurludur, tertemizdir. Niye bu güzelliği kapatmaya çalışıyoruz ki? Yüz kalbin aynasıdır derler kalbimizi yüzümüz aracılığı ile tamamen açmamız gerekmez mi? Diğer önemli bir konu: dinler tüm insanlar için gönderilmiştir, fakat ne yazık ki bunu da anlamamışız, sanki dinleri sadece Araplara inmiş gibi kabul edip kıyafetlerimizi Araplara benzetmeye çalışmışız. Sonuç olarak da Türkiye gibi normal iklimli bir ülkede çöl kıyafetleriyle inançlı olduğumuzu, dine bağlılığımızı etrafımıza ispat etmeye çalışıyoruz. Müslüman olmak için arap kıyafeti gibi giyinmek gerekmiyor ki. Diğer ve beni en çok rahatsız eden olay ise oradaki din öğrencilerinin yaş ortalaması 20-30 yaş arasındaydı ve hepsinin de elinde boylarınca sopaları (değnekleri) vardı. Şöyle bir bakınca bu elinde sopa olan adamlardan dolayı huzur bulmak için gittiğim bu Türbede tedirgin oldum. Yaşlı din büyüklerimizin yaşlılıktan dolayı değneğe ihtiyaçları vardı. Ama bu gencecik insanların böyle bir şeye ihtiyaçları yoktu ki. Üstelik Müslüman yüzünde nur, hareketlerinde huzurlu bir rahatlık olan insandır. Elinde sopa olan bir insana rahat ve huzurlu bir şekilde yaklaşmak imkansızdır. Sopa silahı temsil eder çünkü. Hadi dağda bayırda hayvanlara karşı tamamda camide, türbede örnek aldığın Hacı Bayram Veli Hazretlerinin huzurunda ve onları ziyarete gelen insanların yanında eli silahlı müslümanlık olmaz diye düşünüyorum. 01/03/95 - Mezheplere duyulan ihtiyaç ve mezheplerin Dünya’daki yeri: Sözlerime bir örnekle başlamak istiyorum ;Üniversite sınavına girecek gençleri düşünelim (Hayat bir okul olduğuna göre) Öğrencilerin sınavda başarılı olabilmeleri için dershanelerin kadrosu sınav konularını çok iyi bilen tecrübeli ve bilgili öğretmenlerden oluşuyor. Onlar normal ders kitaplarındaki konuları kendi geliştirdikleri değişik yöntemlerle ve değişik açılardan bizlere çözmeyi öğretip bize bilgi ve tecrübelerini aktarıyorlar. Biz de sınav günü sınava girip genelde öğretilenleri anladıysak sınavdan başarı ile çıkıyoruz. Burada dershaneler sınavda başarılı olmamız için bize yol gösteren aracı kurumlardır. Her birinin farklı hocaları ve yöntemleri vardır ama sonuçta aynı sınava hazırlanırlar. Ama sınavı geçmek için mutlaka dershaneye gitmek gerekmez. Bazı öğrenciler imkansızlıklardan dolayı dershaneye gidemezler ama ellerindeki kitaplar aracılığı en önemlisi daha zeki oldukları için dershaneye giden öğrencilerden de daha başarılı olabilirler. Kısaca sınavı kazanmak için dershaneler yararlıdır ama şart değildir. Bazıları için ders kitapları yeterli olabilir. Dünya sınavında bence mezheplerinde yeri aynıdır. Kuran-ı Kerimi anlamak için daha önce Kuran’ı okuyup anlayarak ALLAH katında yüksek mertebelere gelmiş insanların izlediği yollardır mezhepler. Tıpkı dershanelerdeki hocaların izlediği yöntemler gibi mezheplerin başındaki din büyüklerimizin de izlediği yollar farklıdır ama sonuçta aynı sınavı başarmışlardır. Eğer farklı yollardan aynı sonuca ulaşmasalardı mezhepler olmazdı. Yine inanıyorum ki Kuran-ı Kerim kendisine ulaşamadığından ya da imkanları olmadığından Kuran-ı Kerim’den habersiz yaşayarak ALLAH yolunda yaşayan insanlar vardır. Bunların mezheplerden de haberleri yoktur ama hayatlarını doğruluk ve dürüstlük üzerine kurmuşlardır. Bunlar ALLAH yolunun gizli yolcularıdır. Tıpkı dershaneden habersiz öğrenciler gibi sınavı farkında olmadan zaten kazanmışlardır. Zaten
kitaplar olayları anlayamayan, göremeyen insanlara anlayanların, görenlerin
bilgilerini aktarması için yazılmaz mı? Siz kitap okumadan da o konudaki
sonuca varmış olabilirsiniz. Herkes öyle bir davranıyor ki din büyükleri yüzyıllarca
önce geldiler ve artık hiç gelmeyecekler. Bence günümüzde de din büyükleri
var fakat bazılarından meydan onlara kalmıyor. Onlar kendi köşelerinde
sadece yakın çevresine imkanları doğrultusunda sadece yaşam tarzıyla örnek
oluyorlar. - Bazen yaşayan veya ölen birinin ardından “Ne iyi insan” diyorlar. Ben de hep merak ediyorum “Bu adam gerçekten iyi bir insan mı da?”yoksa “etrafındakileri onlara hissettirmeden kendi çıkarları için kullanıyor muydu?” 09/03/95 - Atatürk’ün son sözü “Aleyküm Selam” olmuş. Şimdi soruyorum “Aleyküm Selam” ne zaman söylenir? Biri size “Selamün Aleyküm” dediği zaman. Bilmiyorum daha fazla açıklamaya gerek var mı? 10/10/94 - Benim korkusuzluğum karşımdakilerin korkusudur. 12/07/92 - Orta halli bir ailede Dünya’ya geldiğim ve sıfırdan başladığım için her zaman kendimi çok şanslı sayarım. Çünkü kahraman ve liderlerin hemen hepsi orta tabakadan çıkıp sıfırdan başlamış insanlardır. 12/07/92 - Bence milliyetçilik kitaplarda yazanların yanında lüzumsuz yanan bir lambayı, boşa akan bir çeşmeyi kapamak gibi şeylerdir. Milliyetçiliğe ve personelini düşünme konusunda güzel bir örnek vermek istiyorum. Personele hizmet amaçlı olarak kurulan kantinlerdeki yöneticiler alım sırasında gerekli özeni gösteririr ve bu görevi suistimal etmeyerek açık artırma gibi yöntemlerle firmaları karşı karşıya getirip fiyatları en az %10 daha aşağıya çekebilirler. Bunu yaparak 5.000.000.-TL maaş alan bir personelinin kantinden 2.000.000.TL alışveriş yaptığını farz edelim sonuçta şahıs piyasadan yaklaşık 2.250.000.TL verip alacağı malları 250.000.-TL daha ucuza alacaktır. Bu da onun maaşına devletin yaptığı %25 gibi bir zammın yanında bilinçli kantin yöneticilerinin çabaları sonucu %5’lik daha bir zamdır. Personeline ucuz mal satıp maaşına katkıda bulunmaya çalışan yönetici ve personelin güzel örneklerini Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü kantinlerinde görebilirsiniz.12/07/92 - Bir kitap yazmayı istiyorum ve bu kitap benim gibi sıkıntı içinde yaşayan insanlara okudukları zaman umut ışığı olsun veya onları bu sıkıntılara götüren adımlar hakkında önceden bilgi verici, uyarıcı olsun. 11/10/92 - Evli veya biriyle beraber bir kadının aynı ortamda bulunan başka bir erkeğin sarkıntılığına bence vermesi gereken cevap “Görünüşünüz ve ilk intibalarınız onun, bunun karısına, kızına sarkacak birine benzemediği için bu kadar yaklaşmanıza müsaade ettim, yanılmışım.” olmalı. 01/01/93 - Size aşağıdaki konuları içeren bir hapishane projesi verilseydi ne yapardınız? . Tüm devletler ve toplulukların ortak tek bir hapishanesi olacak, . İnsanları buraya gönderirken geldikleri yerdeki olayları ve geçmişlerini hatırlamayacaklar (geçmişleri silinecek) Onları bambaşka bir ruh ve bedene sokacaksınız (hapishanenin ortamını da buna göre hazırlayacaksınız.) . Hayatlarını devam ettirebilmeleri için önce bu yeni bedenlerini beslemeleri zorunluluğunu koyacaksınız. Bedenleri olduğu sürece hayatta kalacaklarını sanacaklar. (Bu onların hapishane dışına çıkmalarını da engelleyecek, bedenleri hapishane dışında yaşayamayacak). Onlara asıl ihtiyaçları olan enerjiyi onlar anlamadan onlara vereceksiniz; tıpkı denizden çıkan bir balık gibi. Belli bir süre için hapishanede yaşamlarını devam ettirecekler ama istekleri doğrultusunda veya istekleri dışında son dakikada da olsa zorunlu olarak bu enerjiyi almaya gelecekler. (Bunu da belli bir süre için yanınıza getirterek yapacaksınız. Bu işlemi de kesinlikle hatırlamayacaklar, bu işlemden de kaçamayacaklar.) Mesela : Uykuları sırasında. . Onları işledikleri suçlara göre yaratacaksınız. Zengin, fakir, güzel, çirkin, hasta, sağlam, erkek, kadın vb. hangi konuda suçluysalar o konuda güçlü yaratacaksınız. Fakirler, çirkinler, hastalar durumlarını kabul etmeyi ve bu durumda mutlu yaşamayı öğrenecekler. Zengin, güzel, yakışıklı, sağlam olanlarda bu güçlerini diğerlerinin yararına kullanmayı bu güçlerini onları mahvetmek için değil yardım etmek için kullanmalarıyla deneyeceksiniz. . Onların hapishane hayatları boyunca her birinin yanına görünmez birini ya da başka bir yöntemle (daha önce bahsettiğim kara kutu yöntemi) tüm yaptıklarını düşündüklerini objektif olarak kaydedeceksiniz. . Hepsini işledikleri suçlara göre ve ceza süresine göre hapishanede bırakacaksınız. Bazılarını iyi halden erken tahliye edecek bazılarını da hapishanede işledikleri suçlardan dolayı süreleri bittikten sonra tekrar yeni suçlarını da içeren bir beden ve ortamda tekrar oraya göndereceksiniz. (Ben sanki daha önce burada bulunmuştum diyecekler; bunun da adı reenkarnasyon olacak) . Onlara davranışlarıyla örnek olacak gardiyanlar ile onları devamlı her ortamda test edecek müfettişler bulunacak. (Melekler/Şeytanlar) . Test etmek için karşılarına ilgili sorular, cevapları ve cezaları içeren insanlarla aynı ortama sokacaksınız. . Onları hapishaneye onlardan önce gidenler aracılığıyle sokacaksınız (Doğum), onlar istese de istemese de zamanı gelince onları oradan alacaksınız (Ölüm). . Oranın direkt olarak hapishane olduğunu bile bilmeyecekler. . Onlara gerektiği zaman (aralarına) görevli insanlar göndererek hapishanede uymaları gereken kuralları bildireceksiniz.(Peygamberler, Dinler) . Bakıpta anlamadıkları kuralları anlamaları için tekrar görevi (ev ödevi) ibadet görevi vereceksin . Bir takım yasaklar getirirken hemen arkasından biraz dikkatli baktıklarında yasakların çözümlerini de vereceksiniz. Örnek: Karını veya kocanı asla aldatma hatta ondan uzun süre ayrı kalsan da. Çözüm: Mastürbasyon hakkı verilmemiş mi? Belki karşı cinsle olan kadar güzel olmayabilir ama anlayana bu bir çözümdür. . Hapishaneye gelen insanları geldikleri ülkeleri ayırt etmek maksadıyla ayrı ayrı renklerde yaratacaksınız (Irkları oluşturacaksınız). Tabii ki böyle bir hapishanenin yeri çeşitli şekillerde planlanabilir. 1. Çıkılması çok zor bir dağın tepesinde yüksek duvarlarla çevrili bir hapishane, 2. Eskiden çok kullanılan sürgün adası ya da karadan çok uzak bir adada yine yüksek duvarlı bir hapishane, 3. Çift duvarlarla her türlü teknolojiyle güvenliği sağlanmış bir hapishane, Sonuç olarak bunlar gibi bir sürü fikir üretilebilirsiniz. Bence bunlardan en iyisi Okyanusun ortasındaki bir adadır. En yakın kara mesafesinin binlerce mil ötede olduğu ve etrafındaki tüm adaların radyasyonla kirletildiği -yaşamanın imkansız olduğu- bir ada. Hatta hapishane ve etrafındaki adaları da içeren bölgenin üzerine camdan bir fanus koyacaksınız, bu fanusun içinde canlıların yaşaması için gerekli oksijen ve diğer tüm şartlar olacak. Fanusun dışında ise bir fanus daha olacak ve ikisinin arasında canlıların yaşaması imkansız olacak. Her hapishanenin kaçma yolu olduğu gibi mahkumlardan da kaçmak isteyenler olacak (Bu daha çok dışarıda ne var diye meraktan olacak). Aslında yapmış olduğum hapishane planı ve okyanus çözümü bence tamamen Dünya’yı anlatıyor. Uzayda en çok uzak kalmamız istenen yer ise Güneş olduğuna göre bence bu hapishanenin çıkış kapısı Güneştir. Yine bence insanlar uzay çalışmalarını sadece Dünya’daki yaşamı kolaylaştırmak için yapmalılar.(Haberleşme/enerji vb.) Uzayda yaşanacak kentler kurmaya çalışmak yasaklanmış bölge için yapılan gereksiz masraflardır. Bu paralar Dünya’daki hayatın güzelleşmesi için kullanılmalıdır. (Bunu kullanamadıkları içinde dünya yeni bir dünya’ya taşınacaktır. Bununla ilgili uçurumun üzerindeki dünya şeklini inceleyiniz.) Dostluklar da tıpkı apartman giderleri gibidir. Bir dairenin problemi (çatısının akması, su taşan bodrum, çalışmayan hidrofor vb.) bütün apartmana bölüştürülünce ne kadar azalır ve yapılabilir hale gelir. Paylaşılmaz ve bir dairenin yükü olursa da imkansızlıktan yapılamaz. Bugün kanalizasyonu taşan bodruma yardım etmeyen yukarıdakiler çatısı aktığında ya da hidrofor bozulduğunda ne yapacaklardır? Büyük sorunlar paylaşıla paylaşıla küçülür. Tıpkı dostunun gelip senin acını paylaştığı acını azalttığında olduğu gibi. Bir örnek daha vermek istiyorum. Kore savaşında esirler arasında en az zarar gören (ölen, hastalanan) esirler Türk esirleriymiş. Bunun da nedeni Türk esirlerden herhangi biri hastalanınca diğer ülkelerin esirlerinin aksine Türkler hemen onun etrafında toplanır hepsi yemeklerinden birer yudum ona ayırırlar ve ona sahip çıkarlarmış. Bu birlik ve beraberlik duygusu sayesinde Türk esirler hayattan kopmamışlar ve hayatta kalmışlardır. Aynı örneği dünyamızda da uygulamalı ve bencilliğe düşmeyip biri birimize destek olmalıyız. - İnsanın dünya’ya gelişiyle ilgili Adem ile Havva (Manevi) ve Evrim teorisi (Maddi) olmak üzeri iki teori vardır. Aslında bunların ikisi de doğrudur. Ama insanlar her konuda oldukları gibi maddiyatla maneviyatı birbirine rakip görüp bir araya getirememişlerdir. Oysa Maddi ve manevi olarak iki kısımdan oluşan insanın aynı şekilde maddi ve manevi olarak dünyaya gelişi de farklı olacaktır. Şöyle düşünelim; Hapishane projesinde olduğu gibi geldiğimiz yerdeki uygarlık suçluları için uygun hapishane ararken dünya gezegeninde insan hariç tüm varlıklar vardı. Burasını uygun gördüler ve insan için en uygun olan bedenide belirleyip onun üzerinde biraz değişiklik yapıp ona ruhu da ekleyip şimdiki insanı yarattılar. Yasak meyveyi yiyen Adem ile Havva’nın cennetten cezalı olarak dünyaya gönderilmesi bilgisiyle maneviyatımızın dünyaya başka bir yerden geldiğini, aniden karşımıza çıkan insan vücudunun biyolojik oluşumunun dünyadaki canlıya bağlanmasının da insanın dünyada uygun görülen bir bedene yerleştirildiğini görüyoruz. Uygun bedeni sağlayan gelişmenin başlangıç noktası tabii ki Dünyada olacaktır. Ama manevi kısmı dünya dışındandır. Maddi ve manevi fikirleri birleştirince ortaya maddi ve manevi varlıklardan oluşan insan ortaya çıkacaktır. Bu iki fikir birleştirilmediği için tüm insanların kabul ettiği bir sonuç oluşamıyor. 13/12/95 - Geldiğimiz yerdeki ait olduğumuz toplumun gücü oranında burada güçlü ve söz sahibi oluyoruz. Nasılki zengin bir ailenin akrabaları hapse girince rahat ediyor ve söz sahibi oluyorlar, fakirlerin akrabaları da eziliyorsa. Ama dışarıda, zaman içinde zenginler fakirliğe, fakirler zenginliğe dönüşünce hapishanedeki akrabaların durumu da iyiden kötüye, kötüden iyiye birinin sahip olduğu konfor diğerine, diğerinin sahip olduğu dertler diğerine geçmiyor mu? Bazen de tıpkı dünya hapishanelerinde olduğu gibi hapishaneye azılı bir suçlu giriyor. Bu suçlu tabii ki hemen diğer suçluları etrafında topluyor. Bunlardan çeteler kuruyor, hatta devlet başkanı olup dünyayı karıştırıp dünyanın da huzurunu kaçırıyor. Bazen de emniyet güçleri tarafından görevli insanlar hapishaneye gönderiliyor. Bunlar da dürüstlük ve birleştiricilikleri ile bazı milletlerin başına çullanan akbabaları kovmak ya da yanlış yola girmiş tüm insanlara yol gösterip onları bu yollardan çıkarmak için geliyorlar. 19/06/95 - Dini kitaplara göre dünyaya ilk gelen insanlar yasak meyveden yedikleri için cezalı olarak gelmediler mi? Son derece de yokluk içindeydiler, hiçbir medeni nimetlere sahip değildiler. - Dünyadaki gelişmelerde tıpkı cezaevindeki ya da cezaevinden çıkan insanların oradaki yakınları ya da şartları bir insan olarak yeterli görmemesinden dolayı vicdanına ses vererek hapishanenin ıslahı için gösterdiği çabalar sonucunda Dünya yeniliklere ve özgürlüklere kavuşuyor. Bence bu özgürlükler; 1. Dünyada büyük bir başarı ile cezasını tamamlayan ve yüksek mertebelere ulaşan insanlar, 2. Dünyada ailesinden veya çevresinden sevdikleri olanların çabaları, 3. Orada da belli bir olgunluğa erişip insanların ufak bir suçlu veya gönüllü veya görevli olarak Dünyaya gelmeleri sonucu, 4. Dünyada bulunan mahkumların iyi hallerinden dolayı, 5. Dünya cezaevinde görevli gardiyan ve yönetim kadrosunun yukarıya teklifleri sonucu, Dünya gelişmekte ve ilk insanın uğraştığı basit konuşma, barınma, yemek, hastalık ulaşım, haberleşme, ...... vs sorunlar artık daha kolay yenilmektedir. - Bir devleti çökertmenin veya bir milleti yok etmenin yolları; 1. Halkı yaşamadığına inandıracaksınız. 2. Halkın devlete olan güvenini yıkacaksınız. Bunları yapmanın yolları ; Gazete ve dergilerde kısaca medyada devamlı jet sosyetenin hayatını halka göstereceksiniz. Böylece sokaktaki vatandaş yaşadığı hayatı, evini, giysilerini, karısını kısaca her şeyini karşılaştırıp umutsuzluğa kapılacak. En önemlisi onlara özenmeye başlayacak bunun sonucu olarak da aşağıdakilerden birini veya bir kaçını seçecek; a. Halini kabul edip, oralara namusuyla ulaşmak için çok çalışmak gibi bir karar alacak, b. Onlara dini öne sürerek saldıracak, c. Onlar gibi yaşamak için yasa dışı yollara başvuracak. d. Gördüklerine sinirlenip etrafına saldıracak. - Aslında yukarıdaki soruna karşı seçilecek olan şıkkı devlet belirlemektedir. Eğer devlet halkın parasının çalınmasına, ona buna peşkeş çekilmesine seyirci kalır, en önemlisi, devlet adamları buna öncülük ederse vatandaş da nasıl olsa birinin akrabası değilsen, paran yoksa, hayali ihracat, rüşvet yolsuzluk gibi yollara da sapmayacaksan o hayatı yaşamak mümkün değil deyip (c) veya (d) şıkkını seçecektir. Dolayısıyla insanlar ALLAH'tan da uzaklaşacaktır. Sonuç olarak devlet ve medya el ele vererek umuda ihtiyacı olan insanları, fakirliğine rağmen dürüstlüğünü kaybetmeyen insanların sayısını her gün biraz daha azaltmaktadır. Ülkede meydana gelen yolsuzluk, tecavüz, hırsızlık, fuhuş gibi birçok suçun en büyük sorumlusu devlet değil midir? -Hükümetler bu gün halka bir sürü vaatlerle "bu vergileri ödeyin, bu zamlara ses çıkarmayın düzeliyoruz, bu son kez oluyor demiyorlar mı?" Böylece de halkın umutlarıyla oynamıyorlar mı? Sonuçta da kaybedecek bir şeyi olmayan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Zengin düşmanlığı başlıyor. - Diyelim ki bir insanla berabersiniz. Siz ondan habersiz, o sizden habersiz bir takım gizli şeyler yapıyorsunuz (karşı tarafın bilmemesi gereken). Sonra bir şekilde karşınızdakinin sakladığı şeylerden biri veya birkaçını öğreniyorsunuz. Hemen kendi bilinmezliğinizden yararlanıp karşı tarafa her türlü küstahlıkla saldırıya geçiyorsunuz. Aslında karşı tarafa söylediğiniz her söz kendinize ait değil midir? Ama buradaki tek fark haddinizi bilmeyerek söylediğiniz bu sözlerle onun da gelecekte kendini berbat hissetmesine sebep olarak, onun katili oluyorsunuz. Aslında burada en önemli konu ilahi alem sana “ Ne ekersen onu biçersin “ sözünü ispat etmektedir. Ama biz bunu görüp kabul etmek yerine kendi suçumuzu başkasına yükleyerek kendimizi aklamaya çalışıyoruz. Sonuç olarak şuna dikkat çekmek istiyorum; Her türlü hareketimizi devamlı yanımızda gezen, bizi gözetleyen, bir an olsun yanımızdan ayrılmayan, fakat ne biz ne de bir başkası tarafından görülemeyen sevimli ve tarafsız bir hayaletin devamlı yanımızda dolaştığına inanın. İnsanlarla, hayvanlarla, canlı, cansız her şeye karşı olan davranışlarınızda duygularınızda, karşı taraflara yönelik davranış veya sözlerin doğruluk ve dürüstlük derecesini en iyi şekilde bilen sevimli bir hayalet. Hayatınızı öyle bir yaşayın ki siz insanları ne kadar ustalıkla kandırırsanız kandırın yanınızda gerçeği bilen birisi var. Siz çevrenizdekilere kendinizi nasıl tanıtırsanız tanıtın o sizi ve gerçeği biliyor. Bu sevimli hayaleti hem sizin hakeminiz hem de bir dert ortağı, arkadaş olarak düşünün. Başınıza kötü bir şey geldiğinde de “Sen de biliyorsun ki ben elimden geleni yaptım, ben doğruluğumu korudum ama o doğruluğunu koruyamadı” dediğinizde o da size evet haklısın diyebilmeli. Vicdan dediğimiz de bundan farklı bir şey olmasa gerek. Örnek: Markette alışveriş yaptınız, kasaya geldiniz. Kasiyer aldığınız bir malı yazmayı unuttu; bu durum bilin ki siz ve yalnız sevimli hayaletiniz biliyor. Kendinizden utanmayabilirsiniz ve haklı gibi gözüken nedenlerle kendinizi kandırabilirsiniz ama onu kandıramazsınız. 16/04/95 - Birinin yanında kalabilmek, sevgisini kazanabilmek için yalan söylemek mi (bu arada gerçeği bilen başkalarının şantaj ve tehditlerine katlanmak veya boyun eğmek, vicdanen kendine karşı bu rahatsızlığı duymak vb.), yoksa gerçekleri anlatıp takdiri ona bırakmak mı daha mantıklıdır? 29/04/95 - Verdiğimiz bir karar, hareket veya davranışta sorduğumuz sorulara hergün farklı cevaplar vermek bizi yakıp, yıkan eriten şey olmuyor mu? 29/04/95 - Yola sevgi dolu çıkmak, dürüst çıkmak, sonunda üzülmemek pişman olmamak demektir. En önemlisi korkmamak, başın dik olması demektir. 26/04/95 - Hani derler ya “Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışacak, yarın ölecekmiş gibi ibadet edeceksin “ bu o kadar anlamlı ki anlatamam. Gerçekten de hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmalıyız. Ama en önemlisi bunları yarın ölecekmiş gibi düşünüp o şekilde dürüstçe arkamızda kötü bir iz bırakmayacak şekilde yapmalıyız. İnsanlarla olan ilişkilerimizde de böyle olmalıyız işte, karşımızdakileri, yanımızdakileri, dostlarımızı, düşmanlarımıza yarın ölecekmiş gibi davranmalıyız. Onlardan her ayrılışımızda öyle ayrılmalıyız ki yanlarından/hayatından bir daha onu/onları hiç görmeyecekmiş gibi. Son pişmanlık fayda etmez. 26/04/95 - Sanki Melekler ile Şeytan aralarında bir anlaşma yapmışlar. Herhangi bir insan Dünya’ya indirilen Dinlerin kitaplarında belirtilen kuralları uygulamazsa selahiyeti şeytana geçiyor, ama kurallara uyduğu sürece Şeytan ona dokunamıyor. Şöyle düşünün küçük bir çocuk var bu çocuğun bir iyi amcası var, bir kötü amcası ve bir de tarafsız bir hakem. Çocuk iyi amcada hayatına başlıyor ve hakem tarafından çocuğun uyması gereken kurallar kendisine açıkça tebliğ ediliyor. En önemlisi çocuk kurallara uyduğu sürece iyi amcasının yanında ve desteğinde kalıyor. Fakat kurallardan uymadığı olduğu anda tarafsız hakem, selahiyeti kötü amcaya veriyor ve çocuk bir anda onun şartlarıyla yaşamaya başlıyor. Kötü amca da, onu öyle bir şartların içine atmaya çalışıyor ki iyi amcasını unutmasını istiyor. Fakat bunu çocuk kurallara uymadığı zaman başına gelenlerin yanlış olduğunu yani kuralların haklı yere konduğunu ve bunların doğruluğunu kabul edip pişman olduğunu ve bir daha bunu yapmayacağını söylediği anda (TÖVBE etttiği) hakem tarafından selahiyeti iyi amcaya geçiriliyor. Kısaca çocuk kurallara uyduğu sürece iyi amcanın, kurallara uymadığı anda kötü amcanın eline veriliyor; tekrar iyi amcanın yanına dönebilmesi için ise yaptığına pişman olması ve iyi amcanın yanına dönmek istediğini kalben söylemesi gerekiyor. Bu konuyla ilgili açıklamaların, biraz arayınca, Kuran-ı Kerim’de Hacer Suresinde belirtildiğini görüyoruz. Rabbel alemin yarattığı insana bütün melekler secde ettikleri halde yalnız şeytan secde edenlerin arasında bulunmak istemedi. ALLAH “ Ey Şeytan! Secde edenlerle beraber olmaktan seni ne men ettim?” dedi; Şeytan “ Çürümüş kara balçıktan yarattığın beşere benim secde etmem layık değildir. “ diye cevap verdi. Bunun üzerine ALLAH ;“ Öyleyse oradan çık, çünkü sen rahmetten kovuldun. Kıyamet gününe kadar üzerine lanet olsun” diye buyurdu. Şeytan ;“ Beni onların dirilecekleri güne kadar beklet Yarabbi “ dedi Yarabbelalemin:“ Sen bekleyeceklerdensin, malûm vaktin gününe kadar “ dedi. Şeytan; “Yarabbi, Beni insanlar için lanetledin. Bu yüzden bende yeryüzünde onların fenalarını kötülüklerle bezeyeceğim. Bütün kötüleri kandıracağım. Ancak halis, temiz kullarına bir şey yapmayacağım.” dedi. Bütün Alemlerin Rabbi olan ALLAH ;“ İşte doğru yol budur, dedi. Kullarımın üzerine senin musallat olma kudretin yoktur. Sen ancak sana uyan aldanmışlara musallat olabilirsin. Onların hepsinin buluşacakları yer cehennemdir.” 16/05/95 - Sanki vücudumuzdaki mikroplarla olan durum gibi ; tıpkı kendimize dikkat etmezsek hemen bize saldıran , bizi hasta edip hasar veren, bazen ilaçlarla bazen ameliyatla başa çıkabildiğimiz bazen de ölümümüze sebep olan mikroplar gibidir Şeytan. 17/12/95 - Size sadece tertemiz bir soyadı ya da maddi bir şeyleri miras bırakarak ölen bir büyüğünüzün ara sıra mezarından çıkıp gelerek size bıraktığı maddi ve manevi mirası nasıl değerlendirdiğinizi size soracağını düşünün ve maddi ve manevi gücünüzü ona göre kullanın. Bu insanla, etrafınızda sizinle beraber yaşayan ve size kalan mirasta hak sahibi olanlara karşı sorumluluklarınızı unutup maddi ve manevi mirasınızı ve çevrenizdekilerin haklarını sorumsuzca harcamayınız. Belki de insanlar dünyada yaptıklarından dolayı ALLAH katında yargılanırken onun yaşarken elde ettiği zenginliğin kullanılma şekli hala onun sevaplarına ekleniyordur. Zaten babanızdan size kalan miras sizin değil onundur, size sadece güvenip kullanma hakkını vermiştir. Sizde bunun üzerine ne kadar koyabilirseniz koyduğunuz kadarı sizindir. Bunun ne kadarını da keyfinize göre harcar sahip çıkmaz savurursanız, o derece de haram yediniz demektir. Bir örnekle biraz açıklamak istiyorum; Diyelim ki size babanızdan iyi bir maddi miras kaldı. Sizin aileniz ve babanızı sevenlerle beraber babınızın ismi 100 kişilik bir insan grubu tarafından iyi bir şekilde anılıyor ve 50 kişide dua ediyor. İşte sizin göreviniz babanızın ismini onun adına yapacağınız hayırlarla daha büyük topluluklara duyurmalısınız. Bir hastaneye yaptıracağınız, kapısında ailenizin adı yazılı olan ve parası olmayan böbrek hastaları için bir kan temizleme cihazı, bir anda ailenizi rahmetle sizi de sevgiyle anan insanlar ordusu yaratacaktır. 16/05/95 - Fal/Falcılar, vs. gibi konuların yerini ve konumunu iyi belirleyin. Onlar sadece aracı olan görevli insanlardır; iyilik veya kötülüğün. Dünya’ya ve özellikle de insana hiçbir bilgi manevi alemin izni olmadan gelemeyeceğine göre gerçekten bu işten anlayan insanlar manevi alem ile aramızda posta kutusudurlar. 16/05/95 - Kazancınızın tamamı hiçbir zaman size ait değildir. Kazancınızın bereketi için böyle düşünmek zorundasınız. Onun üzerinde mutlaka kazanılışı sırasında ve kazanıldıktan sonra hakkı olan insanlar vardır. En önemlisi kazancınız size sizi denemek için verilmiştir. Bunu kısaca inceleyelim; a. Kazanırken geçen dönem : Bu dönemin başlangıcı kazancın başladığı noktadan önceki dönemdir. Burada sizin doğruluk ve sabrınız, dürüstlüğünüz denenmeye karar verilmiştir. Kazanç için yaptığınız çalışma ve alışverişler sırasında insanların haklarını verme ve onların saygılarını kazanmak çok önemlidir. Bedelini verip bir iş yaptırdığınızda “Allah bin bereket versin, hakkımızı kesmedi“ dedirtebildiğiniz gibi “Allah belasını versin yine hakkımızı kesti“ de dedirtebilirsiniz. Bu sizin kazancınızın bereketini etkileyen en önemli faktördür. Onun bunun hakkını çalarak veya size iş yaparak geçimini sağlayan insanların da size olan muhtaciyetinden dolayı onlara saygısızca davranıp onların gururunu kırmamalısınız. Onlar ailelerinin geçimini sağlamaktadır. Kendisi için değil ailesi için size karşı gelemez ama siz bir insanın kendisini yiyip bitirmesine neden olarak kazancınıza kazanç katarak o kazancın içinde boğulur gidersiniz. b. Kazancınızı kazandıktan sonraki dönem : Kazancınızın miktarı ne kadar olursa olsun mutlaka onun küçücük bir parçasına da olsa ihtiyacı olan insanlar veya canlılar olacaktır. Bu kazanç sadece size gönderilmemiştir. Bu kazancın içinde ailenizin ve çevrenizdeki insanların rızkları da dolaylı yoldan size gönderilmiştir. Dolayısıyla kazançlarınızın belli bir bölümünü aileniz ve çevrenizdekilerin ihtiyaçları oranında dağıtmalısınız. Aksi takdirde kazancın gücüne kapılır da bunu unutup bencillikler içine düşerseniz, kazancınız olur ama huzur ve bereketiniz olamaz. Bazen bu kazancınız yüzlerce, binlerce insanın hayatının değişmesini ya da hiç olmazsa temel ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak meblağlar da olabilir. Bu kadar meblağlar hiçbir zaman tek kişiye ait olamaz. Düşünün elinizdekinin binde birini kullanarak 100 kişinin mutluluğunu sağlayabileceksiniz. Bu niye sadece sizin elinize verilsin ki ? Herkes kapısının önünü süpürdüğünde nasıl bütün şehir temiz olacaksa kazancımızın küçücük bir kısmını çevremizdekilere dağıtırsak herkes belli bir maddi güce ulaşmaz mı? En önemlisi fakirlikten dolayı ALLAH’tan uzaklaşan insanlara destek olarak dünyada ALLAH sevgisini de desteklemiş olmaz mıyız? 16/05/95 - Yanındakinin aptallığı ve karşındakinin kalleşliği sonra yanındakinin kalleşliği : Bazen bulunduğun ortamda öyle bir davranırsın ki etrafındakilerin özel hayatlarında ve iş hayatlarında çevrelerindekilerle olan ilişkilerinin perde arkasını görürsünüz. Ama siz onlara asla bu fırsatı vermezsiniz. Siz onların her açığını biliyor ama onlar sizin (olmayan) açığınızı bilmiyorlardır. Daha sonraları sizin bu tavrınız onları ezmeye başlar çünkü onların iki yüzlülüğünü görüyor ve onlara acıyorsunuzdur. Artık ya sizden intikam alacaklar ya da sizin zayıf yönünüz olmadığı için yanınızdaki kadın veya erkeğe saldıracaklardır. (Kadınlar kadınların erkeklerine, erkekler erkeklerin kadınlarına) İşte sizin kale gibi cepheniz yanınızdakinin bazen aptallığı, bazen kalleşliği ve karşınızdakinin kalleşliğiyle birleşip küçük bir yara alabilir. O zaman ikisini de aynı geçmiş mezarına gömün gitsin. - Mehmetçik vakfı için başlatılan güzel kampanyaya yardım edenlerin ve yardım kampanyasının sorumluluklarını hatırlatmak istiyorum. a. Yardımı yapanların sorumluluğu: Bir yere ya da birisine yardım yapmak iki kademeli bir iştir; birincisi yardımı yapmak ikincisi ve en önemlisi yardımın gerekli kişilerin eline geçmesinin takibi. b. Yardımı toplayanların sorumluluğu: Banka hesaplarında toplanan paranın miktarı. Bu paranın hangi faiz oranıyla beklediği faiz gelirleri hesaplanmalı. Toplanan paranın hangi aileye ne kadar miktarda dağıtıldığı kısaca paranın harcanışının halka açıklanması toplayanların kendilerini halkın vicdanında aklaması, hesabını kendiliğinden vermeleri gerekir. Daha öncekilerin aklanamamasından dolayı eminim ki bu kampanyaya katılım olması gerekenden daha az oldu. Bundan sonrakilerin daha büyük ve soru işaretsiz olması için bunların yapılması gerekir. 16/05/95 - Her şey sadece bedensel olmadığı gibi ruhsal sadistlik de vardır. İnsanlara maddi acılar verip işkenceler yapmak sadistliktir. Ama insanları duygusal ya da maddi (geçim derdi gibi ) konularda kendinize bağlayıp sonra da onların bu sevgileri ya da muhtaciyetliklerinden dolayı onlara sırtınızı döndüğünüzde etrafınızda yalvaran ya da sizi unutamamış insanların çırpınışlarından zevk almak da bir sadistliktir. (Sigmund FREUD’dan alıntı) - Hep ALLAH’a olan muhtaciyetimizi görüyoruz oysa ALLAH’ın da yeryüzünde onun yolundan gitmeye çalışan kullara ihtiyacı var. Düşünün ki bir grup öğrenciniz var ve bu insanlara direkt olarak müdahale ederek istediğiniz şekle ve hayata sokarsınız, ama amacınız ancak onlara çok gizli bir şekilde ve uzun vadeli olarak yardım edebileceksiniz (hak edenlere). Öğrencilerinize matemetik öğretmeye çalışıyorsunuz ama sınıf ciddiyetten ve matematikten o kadar uzak ki kızıyorsunuz. Onları cezalandırıyorsunuz. Bu arada kenarda köşede de olsa ve tam olarak anlamasa da anlamaya çalışan ve elinden geldiğince dersi anlamaya çalışan bir öğrenciniz var tabii ki sınav kağıtları değerlendirilirken diğerleri 4,5 aldığında 4 verirken bu öğrenciniz 4 bile alsa onun bu çabasını desteklemek için 5 verip sınıfı geçirirsiniz; diğerlerine de örnek olsun diye. İşte ALLAH yoluna birazcık da olsa dönsek ve bencillikten uzaklaşıp insan olmaya çalışsak inanın çok kısa bir süre sonra gören gözlerle de bakabilirsek huzura ve mutluluğa adım adım yaklaştığınızı ve desteklendiğinizi hissedeceksinizdir. Hiç çalışanla çalışmayan, inananla inanmayan bir olur mu? 18/05/95 - Araplara petrol ödülü. Araplar, Müslümanlığın kuruluşu sırasında verdikleri kayıpların, çabaların ve gördükleri kötü muamelelerin karşılığı olarak petrol ile ödüllendirilmişler. Sanki miras gibi . 18/05/95 - Kuran-ı Kerim’de ve Dünya’da iki şey tekil ALLAH ve Şeytan diğer herşey çoğul. ALLAH’ın insanlara yol göstersin diye kurallarını belirten bir kitabı var ama Şeytanın kitabı yok çünkü insanları yoldan çıkarmak için ona herşey serbest. 18/05/95 - Mutluluğun olduğu yerde mutlaka Şeytan da çok yakınlardadır. Çünkü Şeytanın görevi ALLAH’ın kullarına sunduğu güzellikleri insanların elinden alarak onların ALLAH’a karşı gelmesini sağlamaktır. İsyan eder ve ALLAH’ın adaletine güvenmezseniz tamamen kaybedersiniz. Tam olarak güvenir ve ona göre beklerseniz hak yerini bulur ve geri gelir. 25/05/95 - Bazen birisinden ayrılırsınız, etrafta da ben terkettim diye böbürlenerek etrafta dolaşırsınız. Ama hiç düşünmezsiniz karşınızdaki kişi size acımıştır. O sizi terketse siz bunu asla kaldıramayacak ve bunalıma girip psikopat olacaksınızdır. O da size acıdığı için sizin onu bırakmanızı sağlayacaktır. Siz de size duyulan bu acıma dolu sevgiden habersiz etrafta aptal aptal dolaşırsınız. - Yapılan bir iyiliğin ya Dünya’da maddi olarak ya da ALLAH katında huzur ve mutluluk olarak karşılığı vardır. 18/05/95 - Bazen öyle duygular içinde oluyorsunuz ki eski sevgilinizi sanki hiçbir şey olmamış gibi, aradan o kadar zaman geçmemiş gibi gidip görmek istiyorsunuz, yolunu gözlüyorsunuz, uzaktan görüyorsunuz, yanına gidip dokunmak istiyorsunuz ama korkuyor vazgeçiyorsunuz. - Türbe ziyaretlerinde hep istiyoruz, olmadan da vermiyoruz. Çıkarken de arkamızı dönüp çıkıyoruz. Dikkat ediyorum insanlar türbelere giriyor dualarını ediyor çıkarken de arkalarını dönerek çıkıyorlar. Oysa orada gerçekten O büyük kişinin varlığını hissetmiş ya da olduğuna inanmış olsalar (Ya da O büyük kişi orada gerçekten bulunuyor olsaydı) onun yanından çıkarken arkalarını mı dönüp çıkarlardı. Yoksa yerlere kadar eğilip de mi çıkarlardı? 19/05/95 - İlişkiler ne üzerine kuruluyorsa ayrıldıktan sonra da ancak o tür bir ilişkiyle unutuluyor. Cinsellik üzerine kurulu bir ilişkiden sonra gider biriyle yatarsınız, unutursunuz. Sevgi üzerine kurulan bir beraberlikse istediğin kadar insanla yatıp kalk unutamazsın.Yeni birisini gerçekten sevmedikçe. 19/05/95 - Bedensel olarak yaptığımız herşeyi ruhsal olarak da yapabiliriz. Bedenimizle seyahat edebiliyorsak ruhumuzla da seyahat edebiliriz. Bedenimiz besleniyorsa ruhumuzda hergün besleniyordur. 20/05/95 - Bir beraberlik sonunda kaprisleri bir yana bırakıp siz arayın, düşünsenize eğer başarılı olur da güzelliğe devam edilirse bu güzelliğin baş mimarı siz olacaksınız. 20/05/95 - Ölen birinin ardından; eğer ölen kişi Dünya’da doğruluğunu ve dürüstlüğünü koruyabilmiş sevgi konusunda da başarılı olmuş sevmiş ve sevilmiş bir insansa Dünya sınavını alnının akıyla geçtiği için sevinin onu özleyin ama üzülmeyin. Bu büyük şehirdeki bir üniversiteyi kazanarak kasabanızdan gitmek zorunda olan biri gibi düşünün. Ama Dünya’da her türlü yalan ve dolanı yaşayan ve yaşatmaya çalışan bir insansa onun için ve Dünya için gerçekten üzülün. Çünkü onu çok zor günler bekliyor, en önemlisi tekrar Dünya’ya gelecek ve tekrar sınava girecek. Sokrates’in dediği gibi “Dünya’da doğru yaşadımsa ve oradaki hakimler taraf tutmayacak, rüşvet almayacaklarsa o mahkemeden niye korkayım ki, bırakalım üçkağıtçılar, yalancılar yaptıklarından korkanlar korksun ölümden“ 21/05/95 - Etrafınıza baktığınızda onun bunun hakkını yiyen, ona buna kazık atan, günahına giren insanların cezasız kaldığına sakın aldanmayın. Bu Dünya’da öyle bir adalet var ki bazen cezasını kendisine çektirmiyorlar. En sevdiği kişiye çektiriyorlar. Çünkü insan kendi suçunun cezasını çekerken o kadar üzülmez ama kendi suçunun bedelini en sevdiği kişi veya kişilerin çektiğini görünce kahrolur? 21/05/95 - Bugün dünyaya bir bebek gelmesine aracılık eden aileler 2020-2030 yılına kendisini yetiştirirken verdiğimiz duygu ve düşüncelere sahip kendimizden bir elçi gönderdiklerini farkediyorlar mı? Kimbilir belki geleceğin kahramanını, devlet adamını, büyük bir düşünür, sanatçı ya da dolandırıcı, halkın kanını emen, katil bir elçi göndereceğiz. Bunu düşünüp ona göre önce çocuk yapıp/yapmamaya, yapıncada nasıl bir elçi göndereceğinize karar vermeniz gerekiyor. 21/05/95 - Bir insanla belli bir süre beraber oluyor ve sevginin temel taşlarını da paylaşıyorsanız aranızda belli bir duygu bağı oluşuyor ve kopmuyor. 21/05/95 - Tek kişilik evlilikler, tek kişilik beraberlikler. Bazen biriyle tanışırsınız; hemen kaynaşırsınız. Birbirinize geçmişinizi anlatırsınız, ama daha yeni yeni tanıdığınız insana her şeyi anlatamazsınız ki? Bir de olay daha tam kesin değildir, ya olmazsa etrafta sizin sırrınızı bilen belki de ona buna söyleyebilecek bir insan oluşabilir. Bu, gizlilik içinde devam ederken olay sevgiye ve ciddi duruma dönünce de artık anlatılamaz, çünkü bu sefer de çok sevdiğiniz insanı kaybetme ihtimali vardır. Ne yapacaksınız şimdi? Bunu gizlemeye hakkınız var mı, yok mu? a. Gizlemez her şeyi açıklarsanız, seçimi karşınızdakine bırakırsanız belki de hayatınız boyunca kendi içinizde taşıyacağınız ve sizi yakan ateşten kurtulacaksınız. b. Gizlerseniz bu gizli şeyi daha önce beraber yaşadığınız insan sizi bu yeni beraberliğinizde devamlı arayıp "şöyle olacak yoksa açar telefonu konuşurum" şantajlarına hayatınız boyunca katlanacak ve huzuru yakalayamayacaksınız. En önemlisi bu sadece sizin beraberliğiniz olacak çünkü karşınızdaki kişi gerçek sizle değil sizin senaryosunu yazarak oluşturduğunuz insanla beraber olduğunu hissedecek. Ya da evlilik ve ciddi beraberlikten kaçacak. İstemediği halde günlük ilişkilere inanan sevgiye ve evliliğe inanmayan bir insan olacaksınız. 20/12/95 - “Sigara içmek haneye tecavüzdür.” Uçsuz bucaksız gibi gözüken bahçemizin duvarlarından içeri giren, bugün göremediğimiz ama her geçen gün daha yakındaki meyve ağaçlarını soyup meyvesiz bırakan bir hırsızlıktır. Camımızın önündeki ağaçların meyveleri koparıldığında da iş işten geçmiş olacaktır. Otobüste/trende vs. yerlerde sigara içilmeyen yerlere oturarak sigara içenlerden şimdilik rahatsız olmuyoruz. Ama bu kocaman bir odanın sigara içilmeyen köşesindeki insanların durumu gibidir. Odanın camını ormanlara benzetirsek ve her geçen gün sigara içen sayısının arttığını pencerenin aralığının da tıpkı ormanlar gibi her geçen gün azaldığını kabul edersek sonuçta mutlaka o dumanlar bize de ulaşacaktır. O zaman ne olacaktır? 21/05/95 - İnsanlar, sevgiyi ve mutluluğu yok etmeye tabiatı yok etmekle başladılar. Güzel hayvanları, güzel ormanları, bitkileri, temiz su kaynaklarını, temiz havayı sonra temiz insanları kirlettiler, bozdular. Nasıl ki denize her gün bir kova çöp döker, her gün havaya 1000 kişi sigara dumanı üflerse, ormandan her gün bir ağaç keserseniz sonuçta ne temiz su, ne temiz hava, ne orman kalacaksa insanlarda her gün bir kişiyi kirletir yoldan çıkarmaya çalışırsa sonuçta etrafta temiz insan kalmaz; dolayısıyla insan kalmaz. Şimdi de bu durumu yine düzeltmek için işe başından tabiattan başlamaları gerekiyor.
|