Karanlıktan Aydınlık Merdivenlerle Çıkarken Son Basamak Bizden     

 

 

 

 

Anneannem var benim; çocuklarından başka insanların da annesi olabilmiş,

canım anneannem, 

Dedem var benim; herkesi evladı görüp, herkesin baba dediği, harama el uzatmamış,

canım dedem.

Babaannem var benim; çok az tanıyabildiğim,

canım babaannem,

Dedem var benim hiç göremediğim ama içimde taşıdığım,

canım dedem,

Bir babam var benim; kimsenin önünde eğilmemiş, gururuyla çocukları için çalışmış,

canım babam.

Annem var benim tertemiz kalbiyle, dost, düşman ayırmadan,herkes için dua eden

canım annem. 

Abim var benim herşeyinizi korkmadan emanet edebileceğiniz, baba yarım,

canım abim.

Ablam var benim herşeyi tek başına halletmiş, başı dimdik,

canım ablam.

Teyzelerim var benim; diğer annelerim, kalben kenetlenmişler, yeğenleri için yaşayan,

canım teyzelerim.

Yeğenlerim var benim geleceğe ışık saçacak, örnek olmaya çalıştığım,

canım yeğenlerim.

Ailem var benim çok sevdiğim ve guru duyduğum,

canım ailem.

Adım soyadım var benim çok sevdiğim, gurur duyduğum ve layık olmaya çalıştığım,

ALLAH inancım var benim her zaman inandığım, şükrettiğim bana bu güzel insanlarla yaşama imkanı, yaşama gücü veren çok sevdiğim.

-Aslında hepimiz birer yazar değil miyiz?Gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi kağıda döktüğümüzde aktif yazar olurken bunları kendimizde saklarken de pasif yazar oluyoruz.Hatta bazen de kendimizin yazamadığışeyleri başkalarının yazmasını sağlayarak gizli yazar olmuyor muyuz?

Burada en çok belirtmek istediğim konu ise bunlar benim düşündüğüm ama doğruluğunu bunları değiştirecek veya çürütecek fikirler gelene kadar benimsediğim tartışmaya açılmış fikirlerdir. İlerideki sayfalarda da sözünü edeceğim gibi bazen insan yanlış fikirleri okurken, dinlerken, seyrederken doğru fikirleri buluyor. Zaten bu kitapta yazılan herşey doğru veya herşey yalnış olamayacağına göre bu güne kadar bazı bilinen veya bilinmeyen doğrular veya yalnışlarda olacaktır. Önemli olan bunların hangileri olduğunu bulabilmektir. Dolayısıyla en kötü ihtimalle sizin ya da benim doğruyu hatırlamamıza ya da doğruyu bulmamıza yardımcı olacaktır. Doğru bir kez daha yanlış nezdinde tekrar edilecektir.

 

- Benden öncekiler otomatik olarak hocamdır.

Hocam Nostradamus için bir kaç şey söylemek istiyorum;

1. “Beşyüz yıl sonra dünya’ya manevi oğlum gelecek ve bu şifreleri doğru olarak yorumlayacak” Demekle aslında 500 yıl sonra tekrar geleceğim ve geçen yüzyılların değerlendirmesini  söyleyeceğim demiş olabilir.

2. Kendisini görevi sırasında bir defa manevi alemin gücü, bir defada maddi alemin gücü (Kraliçe) kurtarmıştır.

3. Herkesin hoşuna giden bir film sadece bir kişiye görevinin tebliğ edilmesi veya uyarılması veya kim olduğunu anlaması için çevrilmiş olabilir.

4. Yazarlar aslında toplumların gelmiş olması gereken yeri ya da ne kadar geri gösteren insanlardır. O, zamanının yazarıydı ama toplum gelmesi gereken yere gelememişti.

5. Manevi şifreleri maddi anahtarlarla bir yere kadar çözebilirsiniz. Bu yüzdende bunların şifre olduğunu ispat etmek için maddi örnekler göstermek zorunda kalırsınız.

Belki de şifre, yazanın  yazdıkları değil, hayatıdır. Şifreli şiirler O hayatın yüzyıllar sonra birine ulaştırılması için gerekli maddi bir gemidir. Gemi limana yanaşınca  bakımı yapılır yükleri sahibi/sahipleri tarafından alınır, yeni yükleri ile yüklenip gelecekteki limanına uğurlanır. Kitap yazarın gelecekte kendisini bulabilmesi veya  kendi gibilerinin bulması için bıraktığı mezar taşıdır.  Bu mezar taşı burada kalmıştım, buradan devam edeceksin veya edeceksiniz demektir. 04/10/95

- Kitap nedir?(Bu kitabı yazarken hissettiğim duygular)

  1. Anlamayanlar için yazılan bir kullanma kılavuzudur. Hatta gereğinde anlayıncaya kadar tekrar görevi (Ev ödevi, bir çeşit ibadet) verilerek anlaşılması sağlanabilir,

  2. Arkadaştır,

  3. Çağrıdır, davetiyedir,

  4. Sizin yazıp imzaladığınız başkalarının uygulayacağı fermandır,

  5. Yazılı kayıtlara geçmemiş üyelere sahip dernektir,

  6. En çok öğrencisi olan sınıftır,

  7. Yardım çağrısıdır,

  8. Uyarıdır, mükafattır,

  9. Penceredir, kapıdır,

10. Çukurdur, tepedir, ovadır,

11. Buradayım, burası demektir,

12. İşinize yarayan ve yaramayan şeylerin sahibine ulaştırılması, aracılık görevidir,

13. Aşktır, nefrettir,

14. Aldatmadır, paylaşmadır,

15. Yalanlardır, doğrulardır,

16. Ağaçları korumak için ağaç katliamdır,

17. Günah çıkarmadır,

18. Sevgidir,

19. Işıktır, karanlıktır,

20. Anahtardır, kilittir,

21. Bir tarihtir,

22. Vedadır,

23. Kitaptaki fikirler göle bırakılan balıklar gibidir. Kimin oltasına gideceği belli

     olmaz,

24. Burada kalmıştım, buradan devam edeceğim/edeceksiniz demektir.

25. Geleceğe bırakılan mezartaşı/Şamandıradır,

26. Senden sonrakilere mirastır,

27. Çevrendekilere bu iş böyle yapılır sizde artık ayağa kalkın komutudur,

28. Kaçmaktır, meydan okumaktır,

29. Tokattır, okşamadır,

30. Anadır, babadır, ailedir,

31. Sinmektir, oturmaktır, ayağa kalkmaktır,

32. Aynadır, camdır,

33. Sevinç gözyaşıdır, üzüntü gözyaşıdır,

34. Sevinçten uçmaktır, üzüntüden kahrolmaktır,

35. Zehirdir, panzehirdir,

36. Yalnızlıktır,

37. Ben buyum, ben buydum, bunu olmak istemiştim demektir,

38. Seni/sizi seviyorum demektir,

39. Yeniden doğmaktır, intihardır,

40. Arkadan konuşanların yüzüne konuşmaktır,

41. Sınıfın yerini bilmeyen ve birbirini tanımayan öğrencilere sınıfın yerinin (Toplanma

      yerinin) tebliğidir,

42. Özür dilemek, tövbe etmektir,

43. Dostluktur, düşmanlıktır,

44. Kendi yapamadıklarını başkasının yapmasını sağlamaya çalışmaktır,

45. Düşüncelerin ve olayların halk nezdinde referandumudur,

46. Şansını zorlamaktır, şansını denemektir,

47. Tecrübedir, tecrübesizliktir,

48. ALLAH Kerim demektir.    29/09/95

-Dünya daki insanların bir odaya  sırayla tek başına girip duvardaki bir resme bakıp tekrar dışarı çıktığını düşünelim. Resme bakıp çıkanların dışarıdaki aynı büyüklükteki alana resimden aklında kalan kısımları çizmesini isteyelim. Tabii ki odaya girip çıkanların sayısı arttıkça resim de yavaş yavaş belirmeye başlayacaktır. Ama bir süre sonra girenler ise dışarı çıktıklarında akıllarında kalan bir çok parçanın daha önce girip çıkanlar tarafından yapıldığını görüp ya çok küçük bir yeni parça ekleyecek ya da öncekilerin yaptıklarına yeni birşey koyamadıkları için “bende bunları görmüştüm” diyeceklerdir. Hatta bazılarının aklında hiçbir şey kalmayacak ve öncekilerinin gördüklerini gördüğünü söyleyip papağan olacaklardır. Bazıları  çok dikkatli bakılınca görülebilecek bölümleri görüp onları aklında tutarak dışarıda da o parçaları ekleyecektir. Burada dikkat çekmek istediğim en önemli konu şu; amaç resmi tamamlamaksa, resmin en çarpıcı ve en az çarpıcı olan parçaları aynı önemdedir ama en çarpıcı parçalar genelde herkesin aklında kalanlardır. Dolayısıyla her dışarı çıkan sadece öncekilere katılma şeklinde devam etmeye başlayınca daha az çarpıcı olan fakat gelmediği için resmin tamamlanamadığı bir durum ortaya çıkar. Bu da az çarpıcı  parçaların önemini ortaya çıkarır. İnsanların çoğu hep aynı parçalar geldikçe bir süre sonra bu resmin nasıl biteceğini sıkılıp merak etmemeye başlarlar ve hatta arkalarını dönüp giderler. Ama yeni bir parça gelince de bu son durumu görmek için koşar gelirler. Sonuç olarak bu resme katkıda bulunmak istiyorsak içeriye girerken bizden öncekilerin bulduğu parçalara dikkat edip içeride dikkatimizi onların bulduğu değil de bulamadığı parçalara veya bulduklarını söyledikleri parçaların resme uygunluğuna bakıp “bu parçalar gerçekten bu resme mi aittir, yoksa insanların kafalarında uydurduğu parçalar mıdır?“ diye düşünerek dikkatimizi resme yöneltelim, böylece onların da göremedikleri parçalar olduğunu ve bu resmin hiçbir zaman aynısının tamamlanamayacağını da düşünüp sadece içerdekine en yakınını elde etmek amacıyla içeri girip ona göre resme bakmalıyız.

- "ALLAH’tan başka hiçbir şeyden korkmuyorum" deyip dini kendilerine sermaye yapıp milleti sömüren din mafyalarından korkup sesini çıkarmamak, yalancılığın, iki yüzlülüğün, şeytana hizmet edip ALLAH’a karşı isyan etmenin ta kendisidir. 20/07/95

- Kuran-ı Kerim’i Arapça olarak anlamadan okumak, sizi belli bir yere kadar götürür. Üzümünü ye bağını sorma mantığıyla okuyup yanlışlığa düşmeyin. Çünkü o size okuyup da anlayasınız diye gönderildi, okuyup da anlamayasınız diye değil. İnanmak, papağan olmak değil, anlamak demektir. Bir şeyi anlamadan inandım demek ne demektir?

13/07/95

- Bazı konuları hiç anlamayabilirsiniz. Hayatın sokaklarından bazılarını içeren bu bölümlerden;

a. Hiç geçememişsinizdir.

b. Geçmiş, ama benim gibi yaşamamışsınızdır.

c. Geçmiş, aynı şeyleri yaşamış ama benim gibi hissetmemişsinizdir.

d. Siz veya ben olayı yanlış anlamışızdır.    

Ben benimkileri yazdım, varsa sizinkileri de dinlemek veya okumak büyük zevk olacaktır. 04/08/95

- Büyük ALLAH’ım seni çok seviyorum.

- Ya geçmişteki bir hatamın ya da gelecekteki bir mutluluğumun bedelini ödüyorum.

  1987

- İnsan neye küfür ederse etsin sonunda ALLAH’a küfür etmiş olur.

  15/12/87

- Bana göre önemli olan insanın girdiği sınavlarda değil, hayatta başarılı olmasıdır.

  29/12/87

- En acı olaylardan biri de, insanın yanlış olduğunu bile bile yanlış davranışlarda bulunması değil midir? 13/01/88

- Ne demekse?  Bilmem gerektiği halde bilmiyorum. Zaten, bilmek de istemiyorum. İnşallah sonradan tüm bunları öğrenmek zorunda kalmam.

  11/12/86

- “Birbirine yabancı olan iki insan aralarındaki duvarı birden yıkar, kendilerini birbirlerine çok yakın duyar, tek bir kişi gibi hissederlerse, o an yaşamın en heyecanlı en baş döndürücü anıdır. Bu an, sevgisiz, kopuk soyutlanmış bir kişi için çok daha harikulade, çok daha mucizevidir. Bu mucizevi an, yakınlaşma, cinsel çekicilik ve birleşmeyle başlar ya da birlikte oluşursa gerçekleşmesi çok daha kolaylaşır. Ne var ki salt bu yapılarından dolayı, bu tür sevgiler bitimsiz değillerdir. İki insan birbirini daha iyi tanıdıkça yakınlaşmalarındaki o mucizevi nitelik düş kırıklıkları, çelişkiler, bıkkınlıklarla ilk heyecanlarından arta kalan ne varsa tümünü silip süpürürken kendisi de yavaş yavaş yiter. Başlangıçta bunun farkına varamazlar. Aslında birbirleri için o yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarının derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin şiddetinin ölçüsüymüş gibi kabul ederler” Sigmund FREUD - 1986

- “Yalnız yaşıyorsan eğer, bir başkasının uzun uzadıya sana senden söz etmesini istiyorsun.” Haftaya Bakış Dergisi - Sayı 60-1987

- İnsan, hayatı boyunca öyle hareket etmeli ki bir gün annesinin, babasının, bir büyüğünün ya da sevdiği bir insanın karşısına veya mezarı başına gittiğinde utanmamalı.

13/04/88

- Erkeği olgunlaştıran kadın olduğu gibi, kadını olgunlaştıran da erkektir. Karşı cinsle beraber olup kadınlığını veya erkekliğini hissettiği gün, onlar artık çocukluktan çıktıklarını hissederler ve çıkarlar da. 15/04/88

- İnsanın vatanına hizmet etmesi için sadece asker olması gerekmiyor ki.

- Bana göre bir babanın evladına vermesi gereken en önemli nasihatlerden birisi de;

  "Bak evladım ne yaparsan yap, ama hayatta itilip kakılan adamlardan olma"  06/04/88

- İnsan, başkasının hayatına hakkı olduğu sürece girmeli, gerektiğinde uygun bir şekilde çıkmalı ve onun geleceğini etkilememelidir. Onun yapması gereken durumda O yapamıyorsa siz onun yerine yapın siz onun hayatından çıkın. 27/04/88

-  İnsanın kaybedecek bir şeyi olmamasının özgürlüğü mü daha güzel, yalnızlığı mı daha zor? 09/05/88

- Devamlı arkadaşlarının oyuncaklarıyla oynayan, kendi oyuncağı olmayan bir çocuk ne kadar mutlu olabilir ki? 11/05/88

- Bana göre samimi olmak demek, söylememiz gerekenleri değil, söylemek istediklerimizi söylemektir. 11/05/88

- İnsan, hayatını sınırlayan hiçbir olaya imza atmamalıdır! Hatta sınırlıyorsa evlenmemelidir! ALLAH’ın bize verdiği özgürlüğü başkalarına devretmenin anlamı yok.

25/12/87

- Bence insanlar ibadetlerini cehennem korkusundan, günah korkusundan veya işleri olsun, hastalıkları geçsin vb. şeyler için değil de ALLAH’a duydukları minnettarlıktan dolayı, ALLAH’a şükretmek için yapmaya başladıkları gün cenneti hak ederler. Bunu şöyle bir örnekle açıklamak istiyorum: Gittiğiniz bir lokantada bahşiş almak için size iyi hizmet veren bir garsonu mu takdir eder ve seve seve bahşiş vermek istersiniz, yoksa zaten görevi olduğu için size iyi hizmet vermeye çalışan garsona mı? (nasıl olsa bu lokantaya geldi; öyle de böyle de bahşiş verecek diye hizmet verenler de ayrı bir durum tabii ki). 24/09/88

- Zaten bizim olan, hakkımız olan şeyleri elimizden alıyorlar, bizler de kızıp köpürüyoruz, hakkımızın bir kısmı gittikten sonra tekrar bize verilince en tabii hakkımızı elimizden alan adamlara olan o kinimiz geçiyor. Ona karşı hiçbir şey olmamış gibi yine saygı duyuyor. Böylece farkında olmadan kişiliğimizin yok edilmesine müsaade  ediyoruz. 22/09/88

- Herkesle iyi geçinmeye çalışmak en büyük iki yüzlülüğün veya kendine güvensizliğin , dürüst olmamanın ifadesi de olabilir.11/08/88

- SATYAGRAHA : İnsan inandığı hakikatı ilan etmelidir ve hiç kimseye karşı şiddet göstermeden bunun uğrunda ölmeye hazır olmalıdır. (Kılıçsız Mücahit GANDHİ)

- Yalnızlığı vücudunun en ücra köşesine kadar hissedip, adeta yalnızlıkla birleştikten sonra ALLAH’ın haricinde herşey anlamını yitiriyor ve sen gözlerini açıp etrafına bakıp birkaç insan dışındaki (işte bunlar insan dediğin) insanlardan ve maddiyattan bir şeyleri kendin için anlamlı yapmaya çalışıyorsun. Çünkü her zaman dostlarınla beraber olamıyorsun. Kendini kandırdığını bile bile oynuyorsun hayatı hergün biraz daha insanlardan uzaklaşıp biraz daha içine kapanarak. Korkarım ki bir süre sonra hiç kimseye verebilecek bir şey kalmayacak bu dünya da. Çünkü benimki benden gidiyor ve bitmek üzereyim. 22/09/89

- Maddi olan herşeyin anlamını yitirdiği şu fani dünyada sen gel buzdolabı, televizyon taksidi derdine düş. 22/09/89

- Yaşamın amaçsızlığında, herşeye karşı ilgisizliğin doruklarında, en mutlu olduğun, en hırslanıp dolduğun, mutluluklara en çok yaklaştığın anda yok olma isteğinin sonsuzluklarında. 30/06/89

- İnsanlar günlerini kahve köşelerinde kağıt oynayarak, sokaklar da kız peşinde koşarak geçiriyor ve sonunda kağıt oynama, hovardalık vb. şeyleri çok iyi yapan ama sonuçta kafasını kullanmayan ve başkalarına da yardımı olmayan kocaman  birer yük oluyorlar. 16/03/89

-ALLAH sonunda ikimizin dualarını kabul edecek ve şu ana kadar bulamadığım, kim olduğunu ve nerede olduğunu bilmediğim, geldiği zaman da hemen hissedeceğim eşime kavuşacağım.16/03/89

- Anneler ve babalar evlatlarına mutlaka yalnız yaşamasını öğretmelidirler ki onlar yanından ayrılınca çocukları boşlukta kalıp ömrünü çevresinde annesinin, babasının fotokopisini aramakla geçirmesin. 19/04/88

- Maddi anlamda zengin olmanın en iyi yanı sevdiğin insanlara yapmak istediğin, vermek istediğin maddi şeylerin hepsini verebilmek. Manevi anlamda zengin olmanın iyi yanı ise karşındakinin almak ve vermek istediği şeyleri anlayıp ona göre davranabilmektir. İkisi birden olunca da olgun zenginliktir. 17/06/88

- Sevdiğin gidiyorsa bırak, eğer geri geliyorsa O senindir. Ama geri gelmiyorsa O hiç bir zaman senin olmamıştır. 07/10/88 (Alıntı)

- İnsanın güçlü olmasının bir işareti de istediği zamanlarda insanları hayatından çıkarabilmesidir. Hele bir de hayatından çıkarması gereken insanları dahi hayatından çıkaramıyorsa gerçekten zayıf ve acınacak durumdadır. 08/06/88

- Marifet, herkesin yanlış olduğu bir ortamda doğruluğunu koruyabilmektedir. 22/06/88

- Centilmenlik için orta okuldayken şöyle bir tanım yapılmıştı. "Kimsenin olmadığı karanlık bir odada tek başına bulunan bir insanın esnerken ağzını kapamasıdır." Doğruluk da böyledir işte; kimsenin haberinin olmayacağını bildiğin durumda bile doğruluktan ayrılmamaktır. 20/03/92

- Torpille işe alınan kişi hediyelik horoz gibidir. Ne yumurtlar ne de kesebilirsiniz. Besler durursunuz.(Vehbi KOÇ)

Devletimizin devamlı kötüye gidip ayağa kalkamamasının gerçek açıklaması: Hediyelik horozlar, kendileri yumurtlamadığı gibi, aşağıdan gelen ve kendilerinin yumurtlayamadıklarını anlayacak nice başarılı insanları harcamıyorlar mı? Etraflarında kendi hediyelik horozlarını oluşturup "horozlar genel müdürlüğü"nü tamamlıyorlar. Yağcı ve dalkavuk bir tabaka ile de saltanatlarını sürüyorlar. 29/10/88

- Beni sana iten sensizlik mi, yalnızlık mı? 01/12/88

- Gandhi’nin İngiliz adaletine güvendiği gibi güveniyorum ALLAH’ın adaletine. 25/01/89

- Yalnızlık, acısı yaşanmadan hayal bile edilemez ve izlerini de hiçbir şey silemez. 10/03/89

- Önce yaradılış amacına hizmet edeceksin; yani önce İNSAN olacaksın İNSAN. 15/02/90

- Komutanım, ben buraya bana torpil yapmanız için gelmedim. Amacım, geleceğimi tıkayanları aşıp, zaten hakkım olan şeyleri sizden istemek. 30/06/92

- Ne çok zengin ne de çok yüksek mevki sahibi insanlar korkutur beni. Beni sadece hayatta kaybedecek hiç birşeyi kalmayıp hayatı böyle oynayanlar korkutur. 25/07/92

- İnsan bazen inandığı ama yaşamadığı şeyleri doğruluk, sevgi gibi şeyleri kendisi gibi bunları yaşamamış, inanmayan insanlara bunları öğretirken öğreniyor. Çünkü artık kendisi örnek olmak zorundadır, önce kendine sonra öğrencisine. Öğrencinin iyi çıkması ve öğrenmesi onu da başarıya götürür. Bunlar başkalarının nezdinde bu duyguları öğrenen insanlardır. Bu derslerin sonunda öğretmen de öğrenci de başarırsa ikisi de ayrılmaz bir ikili olurlar. Çünkü ikisi de birbirlerinin öğretmeni ve tecrübeleridirler; birbirlerine bu hayattaki en büyük şeyleri hediye ederler; doğruluk, sevgi, paylaşma gibi faziletleri. Ama işler ters gider de öğretmen hedeflere ulaşır öğrenci hedeflere ulaşamayınca tıpki okulların diploma törenlerindeki gibi çalışan ve başarılı olan öğrenciler mezun olup giderlerken, başarısız olanların, mezunların arkasından bakması gibi  kalakalırlar. 22/02/94

- ALLAH’a Tanrı demek onu ateş tanrısı, savaş tanrısı, güneş tanrısı vb. gibi tapılan şeyler arasına sokup onu da tapılan bir şeye benzetmektir. Bu da  ALLAH’a en büyük hakarettir. 04/12/94

- Dünyamızda öldürme ve yaratma yetkisi sadece kimindir? Tabii ki ALLAH’ın. Buna her ALLAH’a inanan insan gibi ben de tüm kalbimle inanıyorum. Sapıkları katilleri Müslümanlığa ve Müslümanlara saldırıda bulunan insanları, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in veya Hz. Mevlana gibi din büyüklerimizin yanlarına getirseydik nasıl davranırlar, onları nasıl cezalandırırlardı? ALLAH’ın yarattığı kullar olmasından dolayı ve Müslümanlığın diğer dinlere karşı en büyük üstünlüğü olan bir hoşgörü ve evsahipliğiyle karşılar ve ağırlarlar, onları sakin ve derin sohbetleriyle ALLAH katında ne kadar büyük bir yanlış yaptıklarını ya da Müslümanlığı tam olarak tanımadıkları için varmış oldukları ön yargılara yine bu güzel sohbetlerle karşılık verirlerdi. Böyle davranmalarının en büyük nedeni de Gerçek Müslümanlığı anlayıp  hazmetmelerinden kaynaklanmaktadır.

Zamanında "En El HAK" (Ben ALLAH’ım) dediği için Hallacı Mansur’un derisini yüzdüler. Bugün Müslümanlık hakkında yurt içinde ve yurt dışında yazılar yazıp, konuşmalar yapan insanları yakmaya kalkmak veya öldürülmeleri için fetva vermek de Ben ALLAH’ım demek değil midir?

Hiçbir din büyüğümüzün hayatında da böyle bir örnek yoktur. Müslümanlar; kendisine haksızlık yapanları bile affetmesini bilen, hatta karşılık olarak iyilik yapılması gerektiğine inanan, kin, nefret ve şiddet gibi konulardan uzak duran sevgi dolu insanlar topluluğudur. Söyledikleri veya yazdıklarından dolayı islam adına bu insanları öldürme gibi kararlar, başta Hz. Muhammed olmak üzere hiçbir din büyüğümüz tarafından verilmemiştir. Onların yüzyıllardır kurduğu sevgi dolu insanlar topluluğu olgusunu, barbar, öldürmekten başka bir ceza yöntemi bilmeyen insanlar topluluğu olarak tanıtmaya da kimsenin hakkı yoktur. 04/12/94

 - A. Seni seviyorum.

  B. Ben de.

   Bu konuşma’da "seni seviyorum" lafına B’nin ben de demesi "Ben de beni seviyorum" demesi değil midir? Doğrusu :

   A. Seni seviyorum

   B. Ben de seni seviyorum   04/12/94

 - İnsan iyi bir şeyi isteyecek kadar akıllı, olmasını bekleyecek kadar sabırlı olmalıdır.

22/01/94

 - Ticarete atılan bir insanın vermesi gereken iki şıklı bir karar;

   a. Ben bir başkasının ürettiği bir şeyi mi satacağım?

   b. Kendi ürettiğim bir şeyi mi satacağım?

      - Ürettiğim şeyi ben mi satacağım?

      - Elemanlar satacak, ben keyfime mi bakacağım?

 - İnsanlar yalnızlıklarını paylaşacakları ve eksikliklerini kendilerine farkettirmeden tedavi edecek ve tam olarak da güvenebilecek bir eş arayıp duruyorlar. Kendisiyle  aynı şeyleri hissedebilen ve aynı hedefe yürüyebileceği bir eş.17/04/94

- Bazen soruyorlar bana "neden rakı içmiyorsun?" diye. Aylar önce rakı denemesi yaptım midem o kadar karıştı ve tuhaf oldu ki anlatamam. Kısaca vücudum bu içkiyi istemiyordu. Düşündüm ve dedim ki "niye vücudumun istemediği bir şeyi ona kabul ettirmeye çalışıyorum?" ve hemen vazgeçtim. İşte ilişkilerde de böyle oluyor. Bir insanla tanışıyorsun bu insanı yadırgıyorsun ama inat edip kendine bunu zorla kabul ettiriyorsun, niye? Bu zararlı şeyi hayatına ve kalbine sokuyorsun. Tam aksi bir kızla beraber oluyorsun, iyi veya kötü bir beraberlik yaşıyorsun, sonra ayrılıyorsun; için yanıyor, ağlıyorsun, illa da unutacağım diye kendine baskı yapıyorsun, kalbinin kabul etmediği bir şeyi kalbine sokmaya çalışıyorsun. İşte hayat bazıları için böyle aptallıklarla geçip gidiyor. 21/04/94

- Benim kadınım beni bana mecbur etmemeli. 23/04/94

 - Gece rüyada biriyle sevişmek;

  a. İki ruhun bilinç altındakileri gerçekleştirmesi, ikisininde aynı şeyi istemesi mi?

  b. Birinin ruhunun diğerine masumane bir şekilde sahip olması mı?

  Bu bir özlem mi, bu bir hayal mi, bu bir gerçek mi? 21/10/94

- Kadınım  olacak kadına sesleniyorum ;

a. Vücudunun ne kadarını başkalarına göstermek istiyorsan, ne kadarını onlarla paylaşmak istiyorsan o kadarını paylaş.

b. Gittiğimiz bir yerde manzaranın nasıl olmasını istiyorsan masanın o tarafına otur.

c.  Bakışlarının ne kadarını vermek ve/veya paylaşmak istiyorsan o kadarını ver veya paylaş.

Bilmeni isterim ki benim tek istediğim, bulunduğum her türlü ortamda seninle başbaşa oturabilmeli, rahatsız edilmemeli, mahremiyetinde, manzaranda, bakışlarında ben olmalıyım. Çünkü benim için böyle. 21/10/94

- İnsan sevdiği şeyi korur ona zarar gelmesinden korkar, ona sahip çıkar, ona yardım eder. Onu çevresindekilere o sevdirir, o saygı duydurur ilk önce. Sonra diğeri bunu ispatlar. Kısaca sevgi iki kişilik bir oyundur, tek kişilik değil. 21/10/94

- Etrafımdaki sevgiye inanmayan insanlara sevginin ve mutluluğun ne olduğunu gösterebileceğim bir beraberlik istiyorum artık. Bana huzur veren etrafa örnek olan, insanlara güç veren bir ilişki. Ben bulabilir miyim bilmiyorum ama ben sevgiye inanıyorum. Sadece bunu gerçekleştirebileceğim eşimi bulamıyorum. Çevremdekiler bulamamış olabilir, belki ben de bulamayacağım ama inandığım bir şey varki  "böyle bir sevgi var; sadece şu ana kadar bulamadık. Belki ileride bir gün bulacağız veya bulanlar olacaktır." 24/07/94

Bugün ne kadar kapalı düşündüğümü farkettim. Sevgiyi hep kadınlarda arayıp içimdeki susuzluğu onlarda gidermeye çalışmışım. ALLAH sevgisini unutup kul sevgisine dönerek ALLAH’tan ne kadar uzaklaşmışım. Bugün artık tüm vücudumu ve ruhumu ısıtan bir sevgiyi hissediyorum: ALLAH sevgisini, ALLAH inancını, ALLAH sıcakılığını, gerçek sevgiyi.

Bugünlerde cebimde hiç para yok. Üstelik bir sürü borcum var ve ben işten ayrılmayı düşünüyorum. Tüm bu olumsuzluklara rağmen içimde zerre kadar korku veya umutsuzluk yok. Aksine huzurlu ve güçlü hissediyor ve geleceğe umutla bakıyorum. 26/07/94

- Avcı mı olmak istersin, şahin mi? Avcılar sakindirler, zevk için yaparlar; şahinler acelecidirler, yemek için yaparlar. 09/08/94 (Bir filmden alıntı)

- Geçen sene bir taksiye binmiştim yolda önümüzdeki arabada 2 adam yolun kenarında duran namuslu kadınlara müşteri bekleyen kadınmış gibi yanaşıp laf atınca kadınlar ve biz rahatsız olmuştuk. Taksici aynen şöyle "Abiciğim bu herifler sokakta onun bunun karısına sarkarlar, başkaları da evde bunların karılarını düzer haberleri bile olmaz" dedi

- Bazen erkekler tuvaleti ve kadınlar tuvaletinin yanyana olduğu yerlerde kadınlara ve erkeklere dikkat ederim. Örnek; Bolu Varan tesislerinde erkekler tuvaleti koridorun başında kadınlar tuvaleti koridorun sonunda. Kadınlar, erkekler tuvaletinin kapısı önünden geçiyorlar. Şöyle bir baktım geçen 10 kadından 4-5 tanesi erkekler tuvaletinin kapısından geçerken içeri bakıyorlar, diğerleri de başını önüne eğip geçiyor. Hep merak ediyorum. Acaba bu neyin belirtisi, hangi gizli kalmış duyguların dışarıya vurulmuş hali. (Aynı şey erkekler için de geçerli tabii ki.)29/08/94

- Birbirini seven iki insan görünce onların bu sevgilerini sürdürmeleri için elinden geleni yap. Çünkü farkında olmadan kendi mutluluğuna yardım etmiş olacaksın. Bu, doğada nesli tükenmek üzere olan bir canlıyı korumak gibi bir şey değil mi? Az da olsa hala var diyebilmek. Yoksa “kim mutlu ki zaten” diyebileceğimiz bir dünya’mı yaratmak istiyoruz? (HG) 29/08/94

- Bence herşey hazımla ilgili bir olay. İnsan fakirliği hazmedemediyse komik, zenginliği hazmedemediyse acınacak durumda olur.Etrafındaki başarılı insanları, mutluluğu yakalamış çiftleri görüp de onları da hazmedemediyse onları da bozmak için elinden geleni ya da fikrinden geleni yapar, en azından nazar değdirir. Hazmeden ise onları destekler.

Kısaca hazmetmek sadece maddesel olduğu gibi düşüncesel olarak da düşünülmelidir. Çünkü en önemli hazımsızlık budur. Diğerinde en kötü ihtimal kabız olursunuz ama duygusal kabızlıkta ise yıkıcı olup diğer insanlara da zarar verirsiniz.29/08/94

- Bir anlık sinirle yıkılan beraberlik, bir anlık duygusallıkla tekrar kurulmamalı. 24/09/94

 - Bazen bir müzik çalar, için dolar taşmak istersin, ölümü kucaklamak, infilak etmek istersin fakat bilirsin ki o bile sana yetmeyecektir. 22/02/95

- ALLAH’ın resmini yapmak;

ALLAH hepimizi görebiliyorsa her birimiz kadar göze, her yaptığımızı duyabiliyorsa herbirimiz kadar kulağa, hepimizin bilgilerini saklayabiliyor ve değerlendirebiliyorsa herbirimiz kadar beyninde birer bölüme sahip olmalıdır. Bir resmini yapmak isteseydim bir göz içinde insan sayısı kadar göz, bir kulak için de insan sayısı kadar kulak, bir beyin içinde insan sayısı kadar beyin olurdu.  Biraz düşünürsek bu tıpkı bilgisayarlarla kurulan network  sistemine benziyor. Ana bilgisayar kendine bağlanan her terminal için kendi hafızasından otomatik olarak belli bir bölümünü ona ayırır ve terminalin herşeyini kontrol eder, terminal onun bir parçası haline gelir.

İnsanlarda adeta ALLAH’a bağlı birer terminaldirler. İnsanların tıpkı terminaller gibi bağlı olduğu merkezden talepleri olur. Terminallerdeki tüm işlemler önce ana bilgisayara gider ve diğer terminallerden gelen isteklerle beraber önceliklerine göre sıraya  girerler. O an başvuran terminal sayısına göre bir bekleme süresi vardır. Eğer doğru komut verdiyseniz ve aradaki bağlantıda sağlamsa kısaca hakettiyseniz o istek yerine gelir ve terminal işlemini tamamlar. Ama bazen o kadar çok terminal, o kadar çok istekte bulunur ki sıranın size gelmesi biraz uzayabilir. İşte o zaman terminalin sabrı gündeme gelir; kimisi sabırla bekler ve beklediği işlemi yapar kimisi de sıkılır işlemi iptal eder ya da terminali kapatır. İstediği hemen olmayınca bu sistem bana yaramaz der ateist olur. Çünkü onlar ALLAH’ı bile çıkarlarına karşılık verdiği sürece severler.   

- ALLAH’ım seninle ilgili herşeyi biraz dikkatle bakınca etrafımızda görmek ne kadar mümkünmüş meğer. Benim gibileri ayakta tutan "Seni Yaratan Seninledir, ALLAH bağışlayandır." gibi sözlerin için anne baba sevgisine bakabiliriz. Anneler, babalar yavruları için nasıl içten gelen bir sevgi besler, onlar için nasıl affedici ve hoşgörülü olurlar; tıpkı senin gibi. 17/02/95

- ALLAH her şeyi bilen, herşeyi duyan, herşeyi görendir. Bunun karşılığı da tıpkı uçaklardaki kara kutuya benzetilebilir. Nasıl ki uçak düşünce kara kutu bulunur ve tüm görüşmeler dinlenir ve hatalar bulunur. Buna bir de kamera eklendiğini düşünün. Bunun insana uyarlaması ise; kamera gözler, mikrofon kulaklar, kayıt cihazı da beyin. İnsan ölünce bu kayıtların kara kutu gibi alınıp seyredilince herkesin günahı sevabı ortaya çıkacaktır. 17/02/95

- Bir akşam bir ev toplantısında önceden ateist olan bir kızcağız. ‘Kuran-ı Kerimde her şey sert ve emir şeklinde. Bunu yapma, şunu yapma vb. gibi’ oysa bu dernekte herşey çok daha nazik  "Eğer iyi şeylerle karşılaşmak istiyorsan şöyle davranmalısın, böyle davranmalısın vb. gibi." Kızcağıza aslında ikisinin de aynı şey olduğunu söyleyince çok şaşırdı. Aslında buradaki sorun; insanların yalnızlıkları, ilgiye olan ihtiyaçları ve ALLAH’ın yanlış kişiler, bilgisiz kişiler tarafından anlatılmaya çalışılması. İlgiye ihtiyaç diyorum çünkü bazen bir topluluktan bir şey yapmasını istersiniz  gruptaki birkaç kişi anlamamazlıktan gelip işi yavaşlatırlar veya aksatırlar. Aynı kişileri hemen tespit edip yanlarına gidip onlarla biraz ilgilenip işi tekrar anlatırsanız yani ilgi gösterirseniz en çok çalışan insanlar arasına girerler.

ALLAH sevgisi ve inancı içinde en önemli görev din adamlarımıza düşmektedir. Toplumun her kesimine gerçek ALLAH bilgilerini anlamış ve hazmetmiş din görevlileri görev yapmalıdır. Bir mevlut sırasında televizyonda bir din profösörü kendi ve din adamları haricinde başta devlet olmak üzere herkesi suçluyordu. Ama en önemli şeyi unutuyordu; "Türkiye’de insanlara ALLAH sevgisi ve inancını en doğru şekilde anlatmak ve öğretmek, bu amaç için devletten maaş alan din adamı vasfıyla görev yapan kimselerindir. Demek ki ilk önce bu işin hesabını bu işi teslim ettiğimiz ve  birinci derecede sorumlu olan bu gruptan sormalıyız.”

- Yaptığım hataların bedeli yerine yaptığım iyiliklerin mükafatı olacak insanlara ulaşmak istiyorum.17/02/95

- Bazen bir insana çok ağır bir şekilde ne olduğunu yüzüne söylersiniz. Kesinlikle kabul etmez sizi küstahlıkla suçlar, herkese sizin küstahlaştığınızı ve kendisinin fedakarlıklarını anlatarak aklanmaya çalışır. Aslında bugüne kadar ilk defa yüzüne vuruluşudur bu. Bu onun kendisiyle ilk karşılaşmasıdır. Bu kadar iğrenç bir görüntüyü kabul etmek, hazmetmek tabii ki çok güçtür. Çırpınır durur gerçekleri bilmeyenlerin yanında eski saygınlığını kazansın diye. Zaten kabul ettiği gün kendisini küstahlıkla suçladığı insandan özür dileyerek, kendi kendisiyle olan ilk barışma adımını atacaktır.06/03/95

- ALLAH’a ve adaletine tam olarak inanmak demek, gördüklerini görmemek, duyduklarını duymamak, bildiklerini bilmemek, söylemek istediklerini söylememektir (olumsuz yöndeki). Böylece insanların savcısı, avukatı veya yargıcı olmazsınız. ALLAH karşımıza çıkan herkese imtihan etmek istediği hayatı yaşatmaktadır. Bizim görevimiz ALLAH’ın layık gördüğü bu yaşantıyı değiştirmek için çaba göstermek yerine onun yanlışlığına karşı kendi doğruluğumuzu  yorum yapmadan korumaktır. Buradaki bu davranış yanlışa iyi örnek olarak doğruya yöneltmektir. Onu zorla kendi kafamızdaki yola sokmaya çalışmak onun hayatına müdahaledir ki bu da ALLAH’a karşı gelmektir. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum.

Bir insanla tanıştınız (kız veya erkek) ve bir süre beraber çalıştınız veya arkadaşlık ettiniz. Bu beraberlik süresince herkes kendi dürüstlüğünden ve sevgisinden sorumludur. Beraberlik bittiğinde sadece kendinizi sorgulayıp kendi doğruluğunuzu yargılayınız. Kendi mahkemenizde beraat ediyorsanız siz bu sınavı başınız dik olarak geçip bir sonraki sınava geçtiniz demektir. Geçen sınavda yanınızdaki kişi size yalanlar söylemiş, kötü davranışlarda bulunmuş olabilir. Sakın onun mahkemesini kurup onu da yargılamayın. Bu, ALLAH’ın adaletine karşı gelmek olur. Birazcık sabreder ve en başta söylediğim gibi susmayı becerirseniz, siz bir üst sınıfın  imtihanını yaşarken o hala geçemediği bir önceki sınıfın içinde bocalıyor olacaktır. 06/03/95

- “İnsan ağzından çıkan sözlerin altına imza attığı gibi bakışlarının da altına imza atmalıdır. Bunu yapamıyorsa duygusal mastürbasyon yapıyor demektir.”

ÖRNEK; Bazen bir kadın görürsünüz size en etkileyici bakışlarıyla bakar, sizi adeta davet eder. Bulunduğunuz ortamda veya daha sonra yanına gidersiniz. Birden o insan değişir sanki sizi kesinlikle davet etmediği halde sizi sarkıntılık eden bir adam durumuna düşürmek için elinden geleni yapar. Sonra da etrafına bakarak ya da anlatarak büyük bir keyif alır.  Çoğunlukla bu zavallı mastürbatörler de yaptıklarının farkında değildirler. Onlar bunu güzelliklerini görmek veya erkeklerle ilgili problemlerini halletmek için kullandıkları bir yöntem olarak kullanmaktadırlar. 10/01/95

- İnsanlar belli bir yaştan sonra ya ALLAH’a ya da paraya dönüyorlar. 27/03/95

- ALLAH’a inanan insan; zenginliğin veya fakirliğin doruklarında ALLAH’ı ve onun adaletine inanan ve güvenendir. 27/03/95

- Öldükten sonra ALLAH’ın tarafsızca doru ve yanlışlarımıza göre bizi cennet ve cehenneme göndereceğine inanıyorsunuz da. (Kısaca ALLAH’ın biz öldükten sonra uygulayacağı adalate güveniyoruzda) Dünya’ya gelirken ve dünya’da yaşarken uyguladığı adalete niçin güvenmiyoruz? Birisi uygulanmış birisi henüz uygulanmamış adalete bakış açımızın zayıflığındanmı? Eminimki buna karşı gelmeye çalışan ona da karşı gelmeye çalışacaktır. 03/12/95

- Hepimiz Görevliyiz;

Hepimiz bu Dünya’ya doğruluğu dürüstlüğü savunmak için gelmedik mi? Dünya kurulurken şeytan ALLAH’a boyun eğmeyip "ben senin kullarını yoldan çıkaracak ve sana inançlarını, doğruluğu, sevgiyi yok edeceğim. Onları senin yolundan saptıracağım" demedi mi? Bizim de görevimiz her türlü durumda ALLAH inancından ve doğruluktan ayrılmamaktır; ne kadar zengin olursak olalım, ne kadar fakir olursak olalım, ALLAH bizi bu şekilde bir yaşantı içinde, ona olan bağlılığımızı ölçmek istedi demektir. Şeytan da bizi; fakirliğin içinde zenginlere bakıp özenirken, zenginleri de sahip oldukları bu maddi güçlerin şehvetine kapılmak üzereyken yakalayıp bu mu sizin ALLAH’ınızın adaleti veya maddi gücün akıntısına kapılıp ALLAH’ı unutmamızı sağlamak için çalışmıyor mu? Aslında birazcık olayın içine girip incelersek fakirlik çukurundakilerle  zenginlik dağlarındaki kişilerin mutluluk oranları aynı, sadece mutluluk ve mutsuzluk alanları farklı. İşte bu mutluluklar veya mutsuzluklar sırasında irademiz zayıflıyor ve şeytan burada devreye giriyor, bazen hayallerimizi yıkıyor, bazen çevremizdekileri ele geçirip onları size ihanete saptırıyor, sizde bu dünyevi malları kaybettiğiniz veya yokluklar içinde yaratıldınız diye mi, yanınızdaki  dostunuz veya sevdiğiniz kişi sizi aldattı diye mi, yoksa çok sevdiğiniz bir insan size göre zamansız öldü diye mi vazgeçeceksiniz ALLAH yolundan ve ALLAH’ın adaletine karşı geleceksiniz öylemi? (Aşağıda yazılanlar da istisnalar hariçtir)