|
|
|
|
Algıya
Dayalı Bilimde Tıkanıklık
Gezegenimiz her geçen gün yaşanamaz
hale gelmekte ve bilim adamları uzayda yerleşim alanları kurmayı bir çıkış
noktası olarak görmektedirler. Bu gidişe dur
diyebilecek veya uzayda yaşam alanları kuracak bilim dünyası ise uzun dönemdir
yaşadığı yavaşlama döneminden tıkanıklık dönemine geçmek üzere olduğundan,
gezegenimizin yaşanamaz olduğu noktada bilim dünyasının sahip olduğu bilgi
ve tecrübe yeterli seviyeye gelememiş olabilir.
Bu nedenle mevcut durum acilen yeniden değerlendirilmelidir. Bunu
yaparken de Sokrates’in "Yoktan var / vardan Yok etmeyi sadece maddi
anlamda düşünüyoruz. Aslında düşüncesel alanda da yoktan var/ vardan yok
edemeyiz. Yani olmayan şeyi düşünemeyiz" ana fikrini hatırlamalı
cesur olmalıyız.
İçinde yaşadığımız boyutta birleşik insanlığın bilgi ve tecrübe
seviyesinin artışı, bugüne kadar sahip olduğu bilgi ve tecrübenin yeni
yetişen nesillere aktarılması, onlarında bu aldıkları bilgi ve tecrübeleri
yeniden yorumlayarak daha ileri götürmesine dayanan adeta bir bayrak yarışıdır.
Bu sistemin başarısını belirleyen iki temel kriter vardır. 1. İnsan Ömrü 2. Bilgi ve tecrübenin
İnsan Beynine Aktarılma Hızı
Bir insanın bir bilgi veya tecrübeyi alabilmesi için ilk önce o
bilgiyi duyu organları aracılığıyla beynine aktarması, sonra bunu işlemesi
ve elde ettiği verileri iletişim kanallarıyla diğer insanlarla paylaşması
gerekir. Görüldüğü gibi insanın gelişmesini bilgiyi beynine alma/verme hızı
belirlemektedir.
Günümüzde insanın beynine aktarması gereken bilgiyi belirleyende
iletişim araçlarının seviyesidir. İletişimin Aşamaları da; a. Konuşma b. Yazının Bulunması c. Matbaanın, telsiz,
Telefon Televizyonun bulunması d. Bilgisayar ve
internetin bulunması
Görüldüğü gibi zaman ve iletişim imkanları ilerledikçe dünyanın
tarafında insanlığın kazandığı bilgi ve tecrübe hızla artmaktadır. Yüzyıllar
boyu iletişim araçlarının dolayısıyla
bilgi ve tecrübenin paylaşımında ciddi aşamalar kaydedilmesine rağmen
insanın bilgi birikimini algılama sistemi olan 5 duyu sabit kaldığından
insanın bilgiyi algılama hızı pek değişmemiştir. (Hızla genişleyen şehrin
yenilenmeyen elektrik + Gaz + Su vb. altyapısının yaratacağı sorunlar gibi)
Buna birde söylenmedik, yazılmadık
birçok bilginin aktarılmadan kaybedilmesinden oluşan kayıpları eklersek, işimizin
ne kadar zor olduğunu anlarız. Hangi öğretmen veya bilim adamı sahip olduğu
bilgi ve tecrübenin tamamını öğrencilerine aktarabilmektedir. (Bu sistem tıpkı,
binlerce kilometre mesafeden, borularla doğalgaz getirip, bütün şehri kazıp,
duvarları kırıp, getirilen gazla evlerdeki kombi denilen bir cihazın içinde
bu gazla ateş yakıp, o ateş ile su kazanını ısıtıp, borularla evin içindeki
peteklere ulaştırıp peteklerin ısınmasıyla evi ısıtmak kadar ilkel bir yöntem)
Öğrenciler çocuklarından vazgeçirilip küçük yaşta kurslar
okullar dershanelerle dolu bir hayat yaşaması kısa zamanda almaları gereken
bilginin artmış olmasıdır. Branşlaşma, bilim dünyasının
bilgi ve tecrübe artışından kaynaklanan sorunları azaltmak için bulduğu
ara bir yöntemdir. Her branş kendi içinde de derinleştiğinden sistem yavaşlamıştır.
Branşlaşmada parçacıkları birleştirip "Birleşik Kuramı"
bulacak özel bir birleştiriciye de ihtiyaç vardır.
Mevcut ilkel öğrenme yöntemleri ne kadar gelişirse gelişsin aktarılması
gereken bilgi karşısında insan ömrünün süresinden dolayı yetersiz
kalacaktır. Bu durumda bilimde ciddi bir tıkanıklık yaşanacaktır.
Bu nedenle insanlık insan beynine hızlı ve kayıpsız direkt bilgi
aktarma yöntemlerine yönelmek zorundadır. Eğitimdeki bu tıkanıklığı
Stephen Hawking, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında
"çağdaş bilim öylesine tekniğe dayalı bir duruma geldi ki,
ancak çok sayıda uzman, gereken matematik araçları uygulayabilecek kadar
ustalaşabiliyor" demektedir.
"Evreni yaradılışımız gereği böyle algılıyoruz"
dediğimizde içinde yaşadığımız ortamın bir algılama temelli bir ortam
olduğunu da kabul etmiş oluruz. Bugünün
sanal teknolojisiyle neredeyse gerçeğinden farksız halde yaratılan sanal
dinozorlarla hazırlanan Jurassic Park filmini 1970’li yıllarda televizyonun
yeni çıktığı dönemde yaşayan (sanal teknolojiden haberi olmayan)
insanlara siyah/beyaz göstersek ve “Atlantik okyanusundaki bir adada
dinozorlar bulunmuştur. Bunlarda görüntüleri.” Desek, hemen
hepsi inanacaktır. Düşünmemiz gereken, bir üst seviyenin sahtesi, bir alt
seviyenin gerçeği olabilir. Bu durumda, insan
beynine hızlı ve kayıpsız direkt bilgi aktarmak için kullanılacak yöntemler
beynin mevcut algılama yöntemlerine bir müdahaleyi gerektirecektir. Bu yüzden
ilk önce beynin mevcut algılama ve bilgi depolama sistemlerini incelememiz
gerekir. - Beynin Basit İletişim
Sistemini Yanıltmak - (Bilgisayar = Sanal
Mağara) - Çözülebilen Sistemler Kopyalanabilir ve Yönetilebilir Olurlar. |