|
|
|
|
SIKÇA SORULAN SORULAR
(En büyük iddiamız
samimiyetimizdir!)
Neden sanal tanrı? Etrafımızdaki evrenin gerçekliğine duyu organlarımızın beynimizdeki duyu merkezlerine gönderdiği elektrik sinyalleri sonucu kara veriyoruz. Bilim bugün elektronik göz, elektronik kulak vb. elektronik duyu organları aracılığıyla çalışmayan duyu organlarının yerine beyne uygun sinyalleri aynısına yakın seviyede de olsa gönderebilmeye başladı. Bilim duyu merkezlerimize gönderilecek sinyali belirleyici olduğunda insanlar gerçek sandıkları üç boyutlu bir sanal gerçeklik içinde gerçeğinde yaşıyormuş gibi yaşatılabileceklerdir. Evrenin gerçeğini yapana Tanrı diyorsak sanal bir kopyasını oluşturabilene de sanal tanrı denecektir. (Gerçek Yaratıcı olan Tanrı büyük “T” harfi ile insan kabulü tanrılar küçük “t” harfi ile ifade edilir.) Bu Kitabın Mevcut Tanrı Kitaplarından Farkı Nedir: Birincisi bu sanal olanı, ayrıca bu kitaptaki düşünsel yolculuk, çok sayıdaki “aşağıda bugün işler nasıl işliyor?” amaçlı seyahatlerden farklı olarak “yukarıda/gelecekte işler nasıl işliyor?” sorusunun bir cevabı amaçlı olarak geçmişi değil de, geleceği kutlamak, geleceğin mitoloji masalını bulmak amaçlı olarak evrene ve yaradılışımıza farklı bir bakıştır. İslami kesimden tepki almaktan çekinmiyor musunuz? Bu sorunuzun sebebi kitabın kapağındaki Sanal tanrı (Tanrıdan Önce Son Çıkış) ifadesi olduğunu düşünüyorum. İnsanoğlunun Tanrı'ya giden yolda gerçek yaratıcı zannedip Tanrı kabul ettiği ateş, inek, ay, güneş, tanrıları Tanrıya giden yoldan belli sürelerle ayrılışlarıydı. Kitabın kapağı yeterli büyüklükte olsaydı, aynı sapmaları ateş, inek, ay ve güneş tanrıları içinde yapılacaktı ama onlarda “Tanrıdan önce son çıkış” yer almayacaktı. (Toplu resmi görmek için tıklayınız) Çünkü onlar insan kabulü idi ve Gerçek Yaratıcı olmadığını da yüzyıllar sonra anlayabildiler. Sanal tanrı ise insanlığın Gerçek Yaratıcıya ulaşmadan önce bulabileceği insan kabulü/üretimi en son ama vazgeçilmesi en zor tanrıdır. Çünkü insana dünyada iken cenneti yaşatabilir. (İnsan üretimi bir tanrı olduğu daha en başta bilinmesine rağmen) Bundan sonrası Gerçek Yaratıcıdır. Hangisinin dünyasında yaşadığımızı anlama çabası ise tam bir kaostur. Köprüden önce son çıkış dediğinizde köprüyü yok saymaz, köprünün önemini vurgularsınız. "Köprüden Önce Son Çıkış", geri dönüşü olmayan noktaya geldiğinin farkında olmayan insana köprüyü son kez hatırlatan bir uyarı levhasıdır. Dini kesime kitabın kapağını bu açıdan izah ettiğimde ve kitabın içindeki ayetleri ve açıklamalarını gösterdiğimde, olumsuz ön yargı birden değişiyor. Bu kitabı yazarken çevremdekiler, “Bu kitabı yurtdışında bastırmalısın, ancak orada destek bulursun” diyenlere “yanılıyorsunuz, bu kitaba en büyük destek İslami kesimden gelecek” demiştim. Bu sözlerim her geçen gün doğrulanıyor. İnsan Kabulü Olduğu Bilindiğine veya Anladığımıza Göre Geçip Gidemez miyiz? Önsözde, "Tanrı, insanın gerçekliğinden hiç şüphe etmediği evreni kendisinin yaratmadığına inandığı huzurlu bir dönemdir. Tersi, eski ve derin bir bilincin kuşkuya dönüşmesi olur ki, bu gerçek bir kaostur." demiştim. Kitapta açıklanan sanal tanrının yaratacağı kaos çözülmeden daha ileri gidilmesi (bir üst kademeye geçilmesi) imkansız gibi gözüküyor. Yolun Sonundaki Kırmızılı Yuvarlak Şekil Nedir? ? Yolun sonundaki kırmızı daire şeklindeki şekil uzaydaki "Tanrının Gözü" Galaksisidir. Dini mi? Bilimsel mi? Kapsamı nedir? Bulduğu tanrıdan habersiz bilim insanlarıyla, anlattığı tanrıdan habersiz din adamlarının arasından geçerek onlarca yıl ilerideki geleceğe gidip gelen seyahatiniz sırasında dünyadakiler için sadece birkaç saat geçmiş olacaktır. Geri döndüğünüzde sizden onlarca yıl gerideki insanlığa yolculuğunuzu ve geleceği anlatmak zorunda kalırsanız lütfen sabırlı olun! Geleceği anlatıyorsanız eğer, herkes tarafından anlaşılmayı bugünden bekleyemezsiniz. Bilim sanal evreni nasıl yaratacak? Bilgisayar Ekranında mı? Etrafımızdaki evrenin gerçekliğine duyu organlarımızın beynimizdeki duyu merkezlerine gönderdiği elektrik sinyalleri sonucu kara veriyoruz. Bilim bugün elektronik göz, elektronik kulak vb. elektronik duyu organları aracılığıyla çalışmayan duyu organlarının yerine beyne uygun sinyalleri aynısına yakın seviyede de olsa gönderebilmeye başladı. Bunun ileri seviyelerinde bilim beyne gönderilecek sinyali belirleyici olduğunda insanlar gerçek sandıkları bir üç boyutlu sanal gerçekliğin içinde yaşatılabileceklerdir.Bunun inanca yansıması ne olacak? Kutsal kitaplar geldiğinde toplumlarda bir düzen olmadığından insanlar Kutsal Kitapların özellikle günlük hayatla ilgili sosyolojik ayetlerine yoğunlaştılar. Din adamları da sosyolojik ayetler üzerinde uzmanlaştılar. Kur’an-ı Kerim’e de hep sosyolojik ayetler ve gündelik uygulamalar için bakıldı. Ben bir bilgisayar programcısı olarak bugünkü bilgisayar ve teknoloji bilgimle Kutsal Kur’an-ı Kerimi incelediğimde ayetlerde çok açık bir şekilde sanal gerçeklikle karşılaşıyorum.İnsan yapımı bir evren, inancı zayıflatmaz mı? Aslında buna Kutsal Kitapların uzun süredir yapılmayan Bilimle imtihanı diyebiliriz. Bu noktada merak edilen soru, “Sanal tanrı inancı yok mu edecek? Yoksa onu yenileyecek midir?” Bu bir dönüm noktasıdır. Her şeyin yaratıcısı Tanrı’dan habersiz bir yaprak bile oynayamayacağına göre sanal gerçeklikte tabiî ki onun izniyle gerçekleşecektir.Mevcut tanımlar değişecek mi? Üzerinde tartışılan ve bir türlü halledilemeyen müteşabih ayetlerdeki konular, yaratılmışların gündelik hayatlarının alt seviyedeki sosyolojik konularıyla ilgili olduğundan ben artık bu din adamlarına “sosyolojik din adamları” üzerinde konuştukları Tanrıya da “Sosyolojik Tanrı” derken, Kur’an-ı Kerimde muhkem ayetler olarak bahsedilen teknoloji ağırlıklı olarak anlatacağım Tanrıya da “Teknolojik Tanrı” diyorum. Teknolojik Tanrıya duyulan acil ihtiyacı göstermek açısından Sosyolojik Tanrıdan ve onun başarısız din adamlarından kısaca bahsetmek istiyorum. Sosyolojik Tanrının Hazin Sonu Kutsal kitapların geldiği dönemde bilim olmadığı gibi o dönem toplumlarda sosyal hayatla ilgili bir düzende olmadığı için kutsal kitaplardaki sosyolojik ayetler ön plana çıktı. Hadislere de bakarsanız çoğunlukla gündelik sosyal olaylarla ilgilidirler. Tıpkı Pisagor’un matematiğe ispat fikrini getirmesinden önceki dönem gibi, Kutsal Kitaplarla aralarındaki bağlılıklar gösterilmeksizin verilen kararlar yapılan uygulamalar, görenek ve tecrübeye dayanan birtakım kurallardı. Bu nedenle, yeni gelen bir yetkili ne demişse demogoglarca o halka empoze ediliyor, o sürüp gidiyordu. Yüzyıllardır da bilimsel ayetler yerine sosyolojik yönü olan dünyevi/subjektif ayetler ön planda tutulmasıyla müritler menfaatler doğrultusunda kolayca kullanılmış, bilimsel olmayan insancıl çözümlerle de hazin son gerçekleşmiştir. Bu durumda “Sanal tanrı, inancı yok mu edecek?” “Yoksa onu yenileyecek mi?” Evrende Tanrıdan izinsiz bir yaprak bile oynayamıyorsa, sanal gerçeklikte onun izniyle yapılabilecektir. Eğer teknolojik konular Kutsal Kitaplarda karşılık bulamazsa Kutsal Kitaplar günlük hayattaki sosyolojik konulara sıkışır kalır ki bu her şeyin ve tüm zamanların kitabı olma özelliklerinin kaybı olur. Eğer, karşılık bulursa bu Sosyolojik Tanrı’dan Teknolojik Tanrı’ya geçiş olur ki bu inancın bilimle yenilenmesidir. Bu bir şans mı? Tanrı insanlara dünyada iken kendi mahşer karnelerini öğrenmeleri için kopya bir dünya üzerinde kendilerini deneme şansını vermiş olabilir!İnsanlar mevcut inanıştan buna nasıl geçecek? Din adamı olmayan kişilerce hazırlanan Tanrıyı, Evreni, dünyayı anlatan kitapların binler/milyonlar satması, filmlerinin gişe rekorları kırması kendilerini yenileyemeyen sosyolojik din adamlarının döneminin bittiğine, bilimselliğin ön plana çıktığına çok açık bir işaret değil mi?Bu kitaptan sonra halkın dini personele bakış açısı değişecek mi? 2006 yılı Şubat ayında yayınladığım Konsantre Kur'an-ı Kerim (Kur'an-ı KErim'e Konsantre Bir Bakış) çalışmam bunun başlangıcı oldu. Özetle, "Burada yeri gelmişken ileteyim, Prof.Dr. Beyza Bilgin ve Diyanet İşleri Eski Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’a, “Din alimleri aldıkları uzun eğitime rağmen aralarında bu kadar farklılar, ve Diyanet’e göre Kur’an’a hakim olmaları da imkansız. Bu durumda, iki-üç yıl eğitim almış imamların din hakkında vatandaşlara açıklama/yorum yapma yetkileri var mıdır?” diye sordum. İkisinin de verdiği cevap, “İmamların, din hakkında açıklama/yorum yapma yetkisi yoktur” oldu. "Sanal tanrı" sadece halkın değil galiba Diyanet'in bile kendi personeline bakış açısının değişmesine yol açtı. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, vatandaşları din konusunda "İmamlarla yetinmeyin kafa yorun" diyerek uyarıp, "Cami kürsülerinden aldıkları bilgilerle yetinmemeye, kitap okumaya ve kafa yormaya" çağırdı. (Hürriyet Gazetesi, 19 Kasım 2007) İnanılması güç habere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7716619.asp?m=1 Matrix filminden esinlendiğinizi öne sürenler var, cevabınız nedir? Bu kitabın ilk versiyonunu Kasım-1998’de “Ben Hazırım Başlasın” isimli bir kitabımda yayınlamıştım. Matrix filminden çok önce. Sanal tanrı’yı sadece matrix’e bağlamak kaynakçada sıraladığım, Truman show, Dark City, Contact, Şeytanın Avukatı vb. filmlere haksızlık olur. Ama sanal gerçekliği duyu organları aracılığı aracılığıyla anlatan güzel örneklerden biridir. Matrix, içinde bulunduğumuz sanal ortamı çok güzel tanımladı. Artık, sokaktaki insanlara sanal ortam dediğimizde aklına hemen matrix filminde öğrendikleri geliyor. Matrix gerçekten size göre var mı? İçinde miyiz? İçimizde Neo’lar, Ajan Smith’ler var mı gerçekten? Yeni doğan bir bebeğin ölmesine, tsunamide yüzbinlerin ölmesine, milyonlarca insanın sabun yapılmasına, savaşlarda ölen masum insanlar (çocuklar, kadınlar, yaşlılar) için Tanrının bir bildiği vardır diyorsanız. Tanrının kitaplarındaki bu konuyla ilgili cevapları bulamadınız demektir. Yüzlerce yıl önce gelen bir mesajda daha nasıl örtüneceğinizi anlayamadıysanız Kur’an-ı Kerim günlük hayatın sorunları içinde boğdurulmuş, anlaşılmamış bir kitaptır. Tanrının Mutlak oluşu her zaman aynı sonucu vermesidir. Tek Allah tek kitap olduğuna göre tek cevap olmalıdır. İki din profesörü ekranlarda aynı konuda iki farklı görüşle ihtilafa düşüyorlarsa tek Tanrıda çok tanrılı gibi yaşıyor oluruz. Bu tahminen ne kadar sürede gerçekleşebilir? Bu senaryodaki asıl sorun burada başlıyor. Eğer gelecekte duyu organlarına müdahale ile sanal gerçeklik içinde yaşayabileceğinizi teorik olarak kabul ediyorsanız, şu an böyle bir ortamda yaşamadığınızı nasıl ispat edebilirsiniz? Hala, dokunuyorum, görüyorum, hissediyorum demek ki VAR? diyebilir miyiz? Kitabın kısa bir mantıksal özeti nasıl olabilir?Tak! Tak! Tak!– Kim O Tanrıyı Arıyordum. 3. katta dediler. – Doğru ama ben sanal olanım, gerçek Tanrı’yı arıyorsan O bir üst katta!..Oraya Nasıl Giderim? – Karanlık yolda aydınlık merdivenlere kadar yürü, merdivenin eksik son basamağını tamamlayıp üzerinde Exit/Çıkış yazan kapıdan da çıktın mı bir üst kattasın demektir! Eksik, son basamak? – Her zaman gözünün önündedir, biraz bakınıp biraz düşün bulursun. Eksik basamağı bulup yerine koymadan merdivenleri sakın çıkma, kapıyı açamazsın!
|